Pages

November 12, 2011

charette

stüdyoya yurtdışından misafirler gelecek birlikte bir çalışma yapalım dendi. oturuldu konular yerler işler kararlaştırıldı. yarım günlük bir şaret, bir jüri, bir ödül töreni ardından bir kokteyl olsun dendi.. ben de föyünü yapmaya oturdum (kasım 011). konu "biriktirmek" olsun dedik. istiklal'in tam girişine, boğazına tasarlasınlar dedik.

ilk başta hemen sağdaki eskizleri yaptım. büyük bir çuval ya da kap var ve işte birikenler birinin üstüne yığılmış. sonra aklıma çöp evler geldi. ondan sonra bu kap bir kavanoz olsa, içinde turşular olsa falan derken ben bunu 3D render alayım hem de biraz cycles'la oynamak için vesile olur diye düşündüm.. cycles blender'in yeni render engine'i olacak. bütün camia umutla bekliyoruz. şu anda deneme sürümleri var ama stabil olmaktan o kadar uzak ki şu renderleri alana kadar 50 kere çöktü kapandı, şurası burası çalışmıyor falan ama yine de kurcalamış oldum, cycles eski internal'la kıyaslanırsa pek şahane. neyse işte, bir seri eskiz yaptım, ilk deneme blender internal'la hızlıca.. internal'la cam türünden nesnelerin güzel renderini almayı becermek ayrı bir sanat. haddime değil. ondan sonra cycles'lı denemeler geliyor.. neyse iyi kötü 500 sample'lık bir renderi almayı becerince önce gimp'e koştum.. işte biraz vinyetlemeler, overlayler, renk ayarları, doku denemeleri derken başka bir eskiz şekillendi.. tabi ortaya çıkan durumlara göre geri blender'a döndüm. ordan tekrar gimp, sonra inkscape, biriki kere de inkscape-gimp arası gidip gelmeler ve en sağdaki alternatiflere varılmıştır. bunların karmaşıklığını daha da sağdaki harita föyüyle kıyaslayınız. o da aslında gayet iyi tabi.. ama böyle daha öğretici ve eğlenceli oldu elbet.
1
1
1
1
1
1
1
1
1

November 7, 2011

00 numara

bir zamanlar böyle bir yarışmaya katılmıştım. japonya merkezli bir site bir hela tasarımı yarışması açmıştı. ben de böyle bişey yapmıştım o zaman. şubat 2004. otokette modelleyip print screen almıştım. hey gidi.

[edit: bu odaya baktıkça aklıma delft'teki tırmanış duvarı geliyor. o da aynı böyle ince uzun bir odaydı. zemini boydan boya böyle bir minderle kaplıydı. bir tarafı eğri büğrü bir duvardı, öbür tarafında cam bir parapet vardı. iki ucunda iki kapı bulunmaktaydı. dünyada yandaki mekana gerçekten benzeyen bir yer varsa orasıydı. bazen hiç tırmanmadan minderde yatıp döndüğüm olurdu. duvara bakmak. (ama aslında bir takım başka mekanlardan esinlenerekten...)]
11

October 30, 2011

info-vis 1

information is beautiful (.net) bir 'information visualization challenge' düzenliyormuş dediler. katıldık. bir veri kümesi hazırlamışlar, şimdi bu veriyi alın, bundan anlatılacak bişeyler çıkarın diyorlar.

enformasyon görselleştirme meselesi ilginç bir konu. işin veriyi toplama boyutu var, veriyi işleme boyutu var, işlenen veriyi çeşitli tablolar, chart'lar, grafikler vd. ile ifade etme boyutu var ve ortaya çıkan sonucu etkili bir grafik anlatıma kavuşturma boyutu var. ama hepsinden önce eldeki veriyi yorumlamak ve bundan bir öykü çıkarmak gerekiyor. tüm diğer işlemler de ortaya konan bu çerçevelemeye bağlı olarak gelişiyor. biraz öyküleme önerileri, biraz grafik önerileri, biraz deneme yanılma, yavaş yavaş veriyi anlama...

bu problemde sunulan veri seti temelde bir seri hammaddenin şu an çıkarılabilir durumda olan rezervlerini ve her birine ait yıllık üretimi içeriyor. ilkini ikinciye bölünce kaç yıllık rezerv kaldığını gösteren bir rakam çıkıyor. bu verinin üzerine, son on yıllık trendler dikkate alınarak, yani üretim bu düzeyde artmaya devam ederse kaç yıllık rezerv kaldığını hesaplamışlar. ayrıca her bir maddenin hangi ürünler ve sektörler için önemli olduğunu da eklemişler.. basit gibi. yani böyle tüketmeye devam edersek çok önemli bazı maddelerin bitmesi an meselesi gibi görünüyor. ama verileri biraz inceleyince insan geri dönüşümün konuya etkisini merak etmeye başlıyor. bununla ilgili bir not bırakmışlar, demişler ki geri dönüşümün etkisiyle ilgili matematik bizi aşıyor, o veriyi burda aramayın. açık kalan bir soru daha akla geliyor, bu veri setinde şu anda ekonomik açıdan çıkarılabilir durumda olan rezervler içeriliyor, ama toplam kaynaklar ne durumda? ve konuyu karmaşıklaştıran sadece geri dönüşüm oranları değil, yeni teknolojiler, alternatif teknolojiler, piyasa dinamikleri.. yani bir hammadde pahalanırsa belki de onun başka ve daha bol bulunan bir alternatifi kullanılmaya başlanabilir, ya da yeni teknolojiler o maddeyi gereksiz kılabilir ya da geri dönüşüm oranını ya da çıkarılabilir durumda olan rezervlerin oranını artırabilir vd vd.. hayır bu verileri ben tamamlayabilir miyim diye biraz ben de internette dolandım ama elde böyle veriler olmadığı gibi yarışmanın sunduğu veri seti de başka enformasyon kaynaklarıyla örtüşmüyordu. yani aslında bu veri seti bize pek de bir şey söylememekteydi.

ben de iki temel karar verdim: 1. meseleye daha kişisel bir ton kazandırmak 2. listelenmiş hammaddelerin hepsini grafiğe yerleştirmek yerine bir kaç hammadde üzerinden, aslında konuyu belirsizleştiren çeşitli faktörler bulunduğunu öykülemek>> yanda gönderdiğim iş [tıklanıp tam boy incelenmesi]. onun yanında da ertesi gün denediğim alternatif [doku gölge falan var..] ekim 011.
1
1

October 25, 2011

011 güz föy

011-012 güz dönemi için stüdyo föyüdür. blender + inkscape + gimp mahsulüdür. föyün sağına doğru çalışma esnasında ortaya çıkan kırpıklar, en sağda da ekim ortası gibi eklediğim denemeler var.. ilk föydeki derinlik etkisini basitçe gimp'te maskelerle yapmıştım. een sağdaki imajlarda ise doğrudan blender'da derinlik etkisiyle renderladım, ayrıca node editor'u kullanarak bir takım dokular eklemeyi denedim, kullandığım dokuda hafif bir vinyet etkisi de var (böyle yapsam daha iyi olurmuş)...
1
1
1
1

October 17, 2011

harr

1
"mec-köy romansı x"

October 11, 2011

şişli lisesi, çalışma paketi

şişli lisesi yarışması için çalışmalarımız sağdan izlenebilir [projenin kendisinin linki burda]. burcu, cansu ve ben. 2011 haziran ve temmuz.

ilk işimiz arsayı görmek. ve gider gitmez de hem mevkiden hoşlanıyoruz hem de arsanın kuzeybatısına doğru yığılmak gibilerinden fikirler aklımızda yer ediyor. o köşede vakit geçiriyoruz. hatta o köşeden şöyle uzun uzun arsaya doğru bakayım derken her tarafım yağ oluyor. çocukların kaçabilecekleri tüyek mevkilerine gres yağı sürülmüş zira. insan düşünüyor, gerçekleri yok varsaymadan, inandırıcı olmayan söylemler üretmeden, diyelim ki bir okul müdürünü de bir öğrenciyi de mutlu edecek bir proje olamaz mı?

burcu derhal programı çalışıp bize yolluyor, ben de üç beş kütle çalışması yapıyorum.. işte saçma falan demeden bir olasılığı ortaya atıyorsun. sonra onu duruma nasıl uydururum diye düşünürken aklına başka fikirler geliyor falan.. ilk başta güzel güney ışığı meselesi var.. acaba fotovoltaikler ve enerji üreten bir bina olur muydu, öyle olsa nası bi deseni olur, yoksa acaba asma germeli gölgelikleri ve çift cidarı olan yüksek teknoloji bir cephesi mi olsundu falan.. işte projeye dalıveriyoruz.. makinacımız da bizimle, biz diyoruz ki bize güneşle ilgili şu şu verileri bul hocam. o da rüzgar potansiyeli var oranın diyor ...
1
her birimiz bir öneri yapalım deniyor. tabiy, güzel fikir. önemli olan bir an önce girişmek ve ortaya öneriler atmak, meseleyi tartışmak ve şekillendirmek, bekleyeceğimiz bişey yok. zaten duracak zaman da yok. üç adet alternatif ortaya çıkıyor. derhal modelliyoruz. üçünün de kuvvetli yanları var gibi. bir tanesi aslında en baştan daha ilginç duruyor. yine de üçünü de belli bir aşamaya kadar geliştirelim diyoruz. yani işlevleri kabaca yerleştirip bakalım bir ne oluyor gibi.. öyle de yapıyoruz.
1
1
1
o öne çıkan alternatifi evde hızlıca kurcalıyorum.. pek de ikna edici
bişey çıkmıyor.. çıka-da-bilir.. neyse.. projeyi kentsel bağlam, işlev, performans gibi konular üzerinden detaylandırmak daha doğru görünüyor... tabi sadece bilgisayar modeli yapıyor değiliz. derhal bir arazi maketi yapıp maketlere girişiyoruz. bir tarafta plan ve kesit eskizleri, bir tarafta bilgisayar modelleri, bir yanda da maketler... alternatifleri geliştirmeye dalıyoruz. sorunlar çıktıkça öneriler başka önerilere evriliyor, ya da ilk başta düşünmediğimiz farklı alternatifler ortaya çıkıyor. maketler maketleri planlar planları modeller modelleri kovalıyor.. elimizde bir seri alternatif var. bir kısmı farklı üsluplar öneriyor, bir kısmı da yerleşime dair farklılıkları çalışıyor.. tüm alternatifleri karşımıza alıp eğrisini doğrusunu tartmaya çalışıyoruz. sonra ne olduysa bir ara çok tuhaf ama basit ve güçlü bir öneri üzerinde karar kılıyoruz. ortadaki bir kapalı avludan çalışan büyük bir prizma bu. sonra o öneri arsaya yerleşemiyor, bir acayip duruyor. tekrar başa dönüyoruz. ve yine her nasılsa üzerinde durduğumuz tüm önerilerin güçlü yanlarını kendinde toplayan bir tek çözüm ortaya çıkıyor. evet gerçekten öyle. bakıyoruz. tamam artık daha düşünecek zaman da yok bunu sonuçlandırıyoruz diyoruz. 1/500 şematiklere girişiyoruz. böyle sıkışık zamanlarda ölçeklerin ardışıklığına riayet etmek faydalı oluyor. zaten süreçte makine mühendisi takımdan düşüyor. ben de o karmaşık cephe detaylarını ortaya atmanın yeri olmadığını, buna zaman da olmadığını anlıyorum. daha üst ölçeklerdeki başka meselelerle uğraşmak gerekiyor. ve mesela projenin sonuna kadar taşınan bazı kütle ve yerleşim sorunlarını en son ana kadar göremiyoruz falan.. yani her ölçeğe doğru düzgün çalışmak lazım.. nihai kütlenin son ana kadar şekilleniyor olması, böyle sıkışık zamanlarda sorunları düzeltecek
zaman kalmaması vd.. bir takım bariz sorunlara artık geri dönemeyecek olmak.. anlatabiliyor muyum.. tabi, 'başka türlü olabilirdi bunun yolu vardır' demiyorum ama yine de denemekte fayda var..
1
temel kararları verdikten sonra işler daha hızlı yürüyor. zaten teslime pek de vakit kalmamış. işte yardıma gelebilecek arkadaşlar, takvimler, çalışan arkadaşların izin almaları kamplar falan derken uykusuz kamp başlıyor. çizimler detaylandırılıyor ve kütlede daha ziyade rafinman denebilecek son düzeltmeler modelin inşasıyla birlikte yürümekte.. şurası koyu mu olsun beyaz mı, bu kutu burdan mı dönsün şurdan mı.. aslında kütle ve yerleşimle ilgili bir sorun var ama düzeltme şansı yok. elimde hazır render malzemesi yok ve 3D ağaçların render'i patlatacağından korkuyorum... sürekli tasarlamaktan deneme yapmaya hiç vakit kalmamış, renderlar yine son ana kalacak... neyse en azından tam bir modelimiz olsun.. yine son geceye kadar modeller ve renderlarla uğaşmak gerekecek.. işin bi kısmını fotoşop'a bırakırım diyorum ama fotoşop'a da zaman kalmıyor... bu esnada proje ne alemde çizimlere ne oldu diye kontrol edebilenimiz yok, hepimiz başımızı eğmiş çalışıyoruz, uyur uyanık yine sabahlara kadar çalışıp ne yetiştiyse çıktısını alıyoruz. sabah çıktılar gözüme çok güzel görünüyor. zaten sergide diğer projelerin arasında görene kadar da güzel görünmeye devam ediyorlar. o andan sonra ise eksiğin nerde olduğunu anlama çabası başlıyor. işin ilginç yanı, projenin yerleşim ve plan kararları, girişi çıkışı, çevresiyle ilişkisi, açık alanları, mekanların yönlenmesi vd. bana hala gayet yerinde görünüyor. ve daha iyi çalışılmış renderlar ve projenin kuvvetli yanlarını öne çıkaran bir grafik ile, bu haliyle de daha iyi sunulabileceğini düşünüyorum. ama geçmiş olsun. bi sonraki projeye artık.
1

October 9, 2011

şişli lisesi

1
peki. bu bizim şişli lisesi yarışması projemiz. burcu, cansu ve ben. ayrıca onur, levent ve ekin'in katkıları... 2011 haziran ve temmuzu boyunca bu projeye uğraştık. yetiştirdik yetiştiremedik, sunduk sunamadık, ağaç koymamışız, rendera doku atmamışız vd. velhasıl ödül alamadık. projenin neresinin nasıl yetiştirilmesi gerektiğini de bir güzel öğrendik. ağacın, dokun, güzel yansıman, renderda renk derinliğin olmadığı zaman o dev paftalarda yaptığın iş pek etkili durmuyor. diğer projeler arasında sanki kötü bir projeymiş gibi kalıyor. şimdi böyle bakınca ben de öyleymiş heralde diyesiyim. ama değil. süreci bir başka postada paketleyecim. şimdi sadece olduğu kadarıyla projeyi aktarıyorum.
1
1
1
1
1
1

1
1

1
1
1
1
1

October 2, 2011

antalya’da müstakil ev

1
aslında bu projeye fatih ve mine için başlamıştım. o ara antalya'da küçük bütçeyle bir ev yaptırıp yerleşmek gibi bir fikirleri vardı. belli bir kısmı 'kendin-yap' yoluyla inşa edilecek bir proje olarak düşündüm bunu. daha sonra bu fikirden vazgeçtiler ama ben projeyi bitirdim (yl. mimari proje 2, 2002-2003 kış yarıyılı prof.dr. hülya yürekli AA :] hocam hayattaydı :|) o zaman bilgisayarda modellemeyi bilmediğim için, niyeyse maket de pek yapmadığım için, projeyi eskizlerle çalışmıştım. sunumunu da eskizlerle yaptım. esasında bunlar renkliydi ama o kopyalar yüreklilerin proje arşivlerinde kaldı. bir seri de detaylı çizim var. raster'leştirirken biraz patladılar ettiler. elden geldiği kadar toparlamaya çalıştım. tıklanırlarsa daha büyük boyda incelenebilirler.

en temel fikir bir verimli ocak + fırın inşa etmek idi. ocak ya da fırın kullanılırken evin dışından alınan hava ısınan yüzeylerin dışında dolaştırılıp sonra eve dağıtılıyor. bu aparat bir nevi kalp gibi merkezde yer alıp evi ısıtacaktı. (howl'un yürüyen kalesi henüz çekilmemişti.)> kuzey-güney çalışıp doğu-batı'ya kapanmak. hem güneşi hem antalya'nın hakim rüzgarlarını kullanmak. > yazın güneşten korunmak, kışın güneşi azami kullanmak. > domino evini andırır iki betonarme kutuyu yan yana getirmek, kuzey, doğu ve batı duvarları portaştan [antalya'ya özgü gözenekli bir taş] inşa etmek. > güneye boylu boyunca bir ahşap strüktür yerleştirmek. > bu strüktüre yerleşen cephede olabildiğince geçirgen bir yüzey oluşturmak, bu yüzeyde yer yer su-varilli-sera-duvarlar [ısı kazanımı ve depolanması] ve yer yer kontrplak opak bölümler bırakmak. > çatıyı bir tarafta betonarme, öbür tarafta ahşap strüktüre oturtmak. > kuzey tarafında döşemede kanallar açmak, kesintisiz açık-hava-dolaşımıyla ısınıp serinlemek. (şimdi olsa elbet bu planı başka türlü çözerdim. şurası şöyle mi olsa burası böyle mi olsa falan.. zaten niye bu kadar büyük yapmışım ki bu evi?)
1
1
1
1

September 24, 2011

yaz öyküsü


martılar,
kargalar
ve özgür ruhlar:

semtte yaz karga-martı savaşıyla açılıyor. (bkz. martılar tavuk boyundaki yavruları için nöbette -ki bu yavrular hiç susmuyor, sürekli fıyıldıyor). denizin, özgürlüğün, asaletin ve güzel pazar günlerinin simgesi olarak kurguladığım bu kuş (martı) mayıs haziran aylarında yavrulamaya karar vermesiyle gerçek yüzünü gösteriyor: çirkef, kavgacı, hain ve gürültücü bir kabadayı, mahallenin belalısı, semtte rahat huzur uyku bırakmıyor, kargalara sempati duymaya başlıyorum, ne de olsa düşmanımın düşmanı kalender kara bir kuş. o da yaşam alanı için kavga veriyor.

mrt
rokaların
öyküsü:

havanın ısınmasıyla birlikte rokalar çiçeğe kaçıyor. (bkz. ne güzel çiçekleri var). elveda salata...

her rokadan bir sap uzuyor. her sapta çiçekler açıyor. sonra fasulye benzeri kılıflarda minik tohumlar olgunlaşıyor. neyse sonra tohumları topluyorum, bu esnada bir kısmı dökülüyor, saçılıyor. toprağı yeni ekimler için karıştırıp gübreleyip saksıyı bir duvar üstüne kaldırıyorum. üç beş gün sonra saksıyı o duvardan indirdiğimde bir bakıyorum rokalar yeniden çimlenmiş ve baya gürbüzler, canlanan salata umudu... hakikaten de bu sefer roka bereketli oluyor. yaprak yaprak yiyorum.

roka
yazlık kafası:
arka terasa havlu falan asıyorum, ön terasa da iki şemsiye koyduk. kendimi yazlık bir mevkideymiş gibi hissediyorum. ve aslında bu doğru. iki adım ötede deniz var ve insanlar denize giriyorlar. ben girmiyorum. benim öyle bir merakım yok. kasaba sakin, ergenler barda sallanıyor. ben her akşam terasa taşınıyorum. günbatımlarını ve manzarayı sol yanıma alıp çalışıyorum.

ters

maydanozlar:
maydanoz ikinci yılında tohum veriyor. dolayısıyla çiçeklerini henüz göremedim. ilk ektiklerim biraz fazla sık oldu. o yüzden yeterince gelişmediler. bir de yaprak biti musallat oldu. kuruttum hepsini. tekrar ektim. güzel oldu ama şimdi.

maydanoz

komşular ve hilti:
eski komşularım gidip duruyor. yeni komşular geliyor. bir tadilat gürültüsü oluyor. a.k. hilti. ben senin a.k. insanlık suçusun. bir ülke geçimini senden sağlıyor olabilir. ama yasaklanman lazım.
çilek:
çilek dayanıklı ve bereketli bir bitki. hem güzel çiçekler açıyor, hem bol bol meyve veriyor hem de dallarını uzatıp etrafa yayılıyor.. kısa zamanda büyük bir bahçeyi kaplayabilir. yiyoruz.
cilek
sardunyaların patlayışı:
baharda ve yaz başında durmadan patlıyorlar. sonra yaz ortasında tammuz ile birlikte onlar da yeraltına iniyor. ve eylülde bir kere daha patlıyorlar. çiçeklerin müthiş bir fosforu var. bu sardunyalarla uğraşmayı özellikle seviyorum galiba. dayanıklı bir çiçek. yaprakları sürekli yenileniyor. kurumuş yaprakları kıp diye ayrılıyor. topluyorum. kompost için bekletiyorum. bir tutam sardunya yaprağı.

sard
yoğurtçuluk zanaatini bir türlü öğrenememek:
ideal ısısından biraz soğuk kalabilir. ama daha sıcak olmamalı. ağzını da kapatıyorum. ben-mari usulü genelde işliyor. fakat alttaki su fazla sıcak olursa yine olmuyor. soğuk olursa da olmayabiliyor. bazen sütü ılıttığım tencere sıcak kalmış oluyor, ısı zamanla süte geçiyor. yine olmuyor. bazen herşey tamam gibi. ama yine de olmayabiliyor. olmadıysa bir daha mayalıyorum. genelde ikinci seferde tutuyor. tutmazsa döküyorum. böyle basit bir işi bir türlü doğru bütün öğrenemediğim için moralimin bozulduğu dönemler oldu. ama yine deniyorum. oluyor. sonra yine olmuyor. sütü döküyorum. yenisini alıyorum. parametreleri değiştiriyorum. yeniden deniyorum.
domatesler de.. malesef.
ilk başta güzel ve gürbüzdüler. ama onlara gerektiği kadar güneş sağlayamadım. daha doğrusu onları güneşten sakladım. çiçek dökmesinler diye sularını kıstım, abartmışım. toprak da yetmedi belki.. özetle iyi bakamadım. bıkmadan çiçek açtılar. ama bir tanesi bile meyveye dönüşmedi. kökledim en sonunda. bi tanesini bıraktım. o da hala çiçek açıyor. ama meyve vermiyor. bu yazın hayalkırıklığı domates olsun.

domat
yürüyüş:
vakti geldiğinde yürüyüşe çıkıyorum. genelde öğleden sonra, ya da gece. galiba semtteki tüm sokaklardan geçtim. kısa ve uzun turlarım var. artık taşkışla yerine kadıköy'de dolanıyorum. ferah. eski zamanlarda yolda yürüdüğümde hayallerim kavga ediyordu. şimdi etmiyorlar. şimdi iyiler. sakiniz. kimseyle bir derdimiz yok. kendimizle olan dertlerimizi de büyütmüyoruz. ya da büyütmeyeceğiz. yaşayıp gidiyoruz işte bir güzel semtte.

semti terketmek için vapura binip tarihi yarımadayı seyretmemiz gerekiyor. dönerken de aynı zulüm yeniden. oh.
bahçecilik, kompost ve kurtçuklar
bahçecilik ilginç bir kafa. çünkü bahçe sürekli değişiyor. bitkiler bir dönüşümden diğerine yol almaktalar. arada terasa çıkıyorum, sedirimsi-pufa uzanıp onları seyrediyorum. fasulyelere bakıyorum. biber çiçeklerine bakıyorum. domateslerin her dalı başka tür yaprak veriyor gibi. tüm rokalar birbirinden farklı. marullar öyle değil mesela. hepsi aynı.

bahcemiz

tabi topraktaki besinler kısa sürede tükeniyor. gübrelemek gerekiyor. ben de yemek artıklarından kompost hazırlıyorum. bu da mikroorganizmaların uygun ortamı bulmalarına bağlı olan bir süreç. komposta ne katılacağı da önemli. ilk denememden öğrendiklerim sayesinde ikinci sefer şahane bir karışım tutturdum. ama bu sefer de dibinde su birikmişti. öyle olunca koku yapıyor. yeterince hava da alamadığı için tepkime rayına girmiyor ve etrafa sinekler doluşuyor. izin verdim ben de sineklere. sonra komposttan sesler gelmeye başladı. kompost ağzına kadar kurtçuk doldu. baya hararetle yediler besin namına ne varsa. sonra bir sabah böyle izler buldum.

kurt
aslında kompost hala kurtçuk doluydu. ama bir kısmı gitmişti. nereye gittiklerini bulamadım. kuşlar, karıncalar ve süleymancıklar ziyafet çekmiş diye düşündüm. bir hafta kadar sonra onları buldum. terastaki tüm kuytulara yığılmışlardı. bir kısmı pupa olmuştu. bravo valla. şaşırdım. hepsini toplayıp bir torbaya koydum ve sinek cennetine gönderdim. çöpe yani. bugün orda burda kalan bikaç pupa sinek olmuş. sersem sersem ortalıkta dolanan 3-5 sinek var evde. niyeyse sempatik geldi bu durum. sonuçta onlar da bu evin mahsulleri.
çiçek açan marullar:
demek ki işte o da aslında bir çiçekmiş. havalar ısındığında marul uzamaya başlıyor. sonra bir yumru oluşturuyor. sonra o yumrudan bir sap uzuyor. sap dallanıyor. her dalın ucunda bir tomurcuk oluşuyor. tomurcuk sarı bir çiçek açıyor. ama bu çiçek çok kısa bir süre açık kalıyor. belki 3-5 dakika. her nasılsa o kadarcık zamanda arı benzeri küçük bir böcek çiçekleri bulup şöyle kendinden geçerek hepsiyle hemhal oluveriyor. yani onun ortada olması şart mı bilmiyorum. ama gelip çiçekleri buluyor işte. sonra çiçek kapanıyor ve bir yumru kalıyor. bir süre sonra yumru sararıyor ve bir süre sonra yeniden açıyor. bu sefer içinden bir tüy topağı çıkıyor. her tüy bir küçük tohuma bağlı. rüzgar esecek ve tohumlar dağılacak. ama tohumlar dağılmadan çiçekleri topluyorum. üfleyerek ayıklıyorum.

eğer marul zamanında ışığı bulamazsa hemen uzamaya başlıyor. zayıflıyor. çimlenir çimlenmez ışığa koymak gerekiyor. bu diğer bitkiler için de geçerli. derhal ışığa doğru uzamaya başlıyorlar. tabii bir de zararlılar var, siyah yaprak bitçikleri efenim kelebek kurtçukları, bunları zamanında farkedip önlem almak gerekiyor. gerçi ben bunları farkettim. ama önlem almadım. öyle takıldılar. sonra kayboldular.

marol

fasulye hasadı:
fasulyenin güzel sarı çiçekleri var. önce çiçekler açıyor. sonra çiçekleri itekleyerek fasulyeler beliriyor.

mahsul tencereyi doldurmayınca bir nevi türlü icat edip fasulyeleri içine atıyorum.

fassike
biberin öyküsü:
biber güzel bir bitki. beyaz güzel çiçekleri var. yaprakları yeşilin farklı tonlarında. bir sürü tomurcuk verince bir sürü biber çıkacak sanıyorum. ama sonra bir tek biber çıkıyor. uzun uzun bakıyorum bekliyorum bir tane daha biber çıkıversin diye. ama çıkmıyor. tomurcuklar bir bir dökülüyor. toprağım bereketsiz. neyse bu haliyle bile biber ihtiyacımı karşılıyorum. ara sıra bir adet biber.

bib

turşuculuğumuz acıcılığımız:
turşu kurmanın güzel yanı, kolay olması. sadece tuz oranını tutturmak gerekiyor. bir litre kaynamış soğumuş suya silme 5 çorba kaşığı. sonra afiyetle yeniyor.

turs
geçen yaz:

dün kışlık masamı yeniden kurdum. bilgisayarımı yerine yerleştirdim.

eh..
bir yaz daha bitti.
güzeldi.

bu yaz ne yaptınız?
ben evde oturdum.
ve çalıştım.
bazen de çalışamadım.
arkadaşlar geldiler gittiler. onlarla da çalıştık.

arada bi bardak rakı koydum. terasta manzaraya karşı içtim. arada arkadaşlar gelince de içtiğimiz oldu. onlarla daha bir bol içtik tabii.

evde başka canlılar da vardı. küçük bir ekosistem oluşturduk. tepesinde sivrisineklerin yer aldığı bir besin piramidi.. sıram gelince ben de marullardan maydanozlardan çileklerden rokalardan ve fasulyelerden yedim. yanında da, n'apayım, yarım ton kadar balık..