Pages

February 25, 2012

kent tarımı

[bu föyün ilk eskizini hayali bir stüdyoyu düşünerek çizmiştim. sonra bitirme ödevinin teması kent tarımı olunca... 

otlar, buğdaylar ve çavdarlar arbaro diye bir programdan çıkıyor. sonra blender'ın particle system'ı ile yüzeylere yayılıp renderleniyorlar. gerisi de inkscape ve gimp.]
1

February 14, 2012

prizmayla barışmak

[lisans portfolyomdan 4 sayfa. adapazarı'nda deprem sonrası kalıcı yerleşim önerisi. dikdörtgen prizmayla barıştığım proje olmuştu. zor olmuştu ama bu. neyse, o senaryoda rasyonel olan prizma idi... dolayısıyla temel mesele monotonluğu kırmak için stratejiler üretmekti. prizmaların kırılma noktalarını bunun için kullanabilirim diye düşünmüştüm. bir diğer konu aldo van eyck'in in-betweening önerisiydi.. mimarlık insanlar arasında bir aracılık işlevi üstlenebilir miydi? bunu hangi araçlarla yapacaktı? ben de işte o kırılma noktalarına /köşelere gelecek şekilde, konutlarla aynı teknolojiyle üretilecek ortak kış bahçeleri ve bir seri ortak kullanım alanı kurgulamıştım... yerleşimin masterplanını da yapmıştım, suyun, ışığın, güneş enerjisinin verimli kullanıldığı, yaya hareketine göre düzenlenmiş bir yerleşim.. 99bahar. proje 7. h. yürekli.]
1
1
1
1

February 4, 2012

kasabaya giriş (portfolyo vers.)

[bu projenin esas paketi bir altta duruyor. 99 bahar. proje 6. dönem sonu projesi. köyceğiz. h. yürekli.  

kasabanın sıkıntısı bana dert olmuştu ve oğuz atay'ın tahta at'ı bir çıkış noktası sunmuştu... mottolarım: "kasabada bir sorun var", "kasaba bir kördüğümdür"... proje önerisi olarak da yepyeni bir bina yapmak yerine mevcut binaları kesip biçmiştim. eski itfaiye binasından bir kasaba mimarlığı müzesi (3. resim), düğün salonu ve belediye pasajından bir kamp alanı yapmıştım (4. resim). hmm gerçi bir adet zirai donatım dükkanını yerinde bırakmıştım diye hatırlıyorum. (bu dükkanları çocukluğumdan hatırlarım.)

yandaki 4 sayfa lisans portfolyomdan.. portfolyoyu 2001 yazında antalya'da yapmıştım. sabahları erken kalkıp denize gidiyordum. sonra işin başına oturup portfolyo yapıyordum.]
1
1
1
1

kasabaya giriş!

sene 1999! galiba.. yürekli atölyesi, bahar yarıyılında köyceğiz'e teknik gezi yapmışız, proje yapılacak, ben de kasabanın haline fena halde içlenmişim.. bir de ekoloji teması var.. giderken gelirken otobüste oğuz atay okumakta kendi kendime kıkırdamaktayım...
efenim diğer derslerin çok fena bastırdığı bir dönemdi, yine de bu proje için dönem sonunda aralıksız 5 hafta falan gece gündüz çalışmıştım.. malzemeyi hazır edince ablamın evine gittim, bilgisayarının başına oturdum, bana bi parçacık fotoşop gösterdiler, çözünürlük falan nedir bilmeden daldım işe.. 4 günde 22 a3'ü bi de (bilmediğim) fotoşopta böyle biraraya koydumdu. grafiklerde bi takım sorunlar olmuş tabii, naparsınız.. ama öğrencilik de bunun için var (bu işler bittikten sonra oturup fotoşopun help dokümanını baştan sona okumuştum :] ) şimdi kötülemeleri bırakıp içeriğe geleyim, girişte kasaba mimarlığını irdeliyorum, sonra kasaba 2000 projesi var (kasaba mimarlığı, kahvehane ve aile müzeleri, heykel, kırmızı balıklı havuz vd) okuyunuz, eğlenebilirsiniz, sonrasında uzuncana bir polemik var, uğraşmayınız (ama keyfiniz bilir) sonra da asıl projem var, göz atınız (lütfen).. bu projede selva'nın çok katkıları olmuştu. not edeyim.

imajları tek tek açmak zor ise, burda pdf'i var indiriniz. indirdiğinize değebilir.

February 3, 2012

coop himmelblau evi

[lisans portfolyomun arka kapağı. h. yürekli stüdyosundaki bir ara projeydi bu. bir mimarın üretme tarzını etüt edip onun yöntemleriyle çalışmak üzerinden gelişen bir... coop himmelblau hızlı maketlerle çalışıyordu. ben de hızla benimsemiştim bu taktiği. çizimleri de vardı ama.. kimbilir nerdeler.. maket 99 depreminde yıkılmıştı, onu biliyorum. 1999, proje 6.]
1

January 29, 2012

eskiyılyeniyıl

bugün yeni yılın ilk günü.
bugün yeni yılın ikinci günü.
bugün yeni yılın üçüncü günü.
bugün yeni yılın dördüncü günü.
bugün yeni yılın beşinci günü.
bugün yeni yılın altıncı günü.
bugün yeni yılın yedinci günü. 
bugün yeni yılın sekizinci günü:
(sen de aynı öteki yıllar gibisin, kandırma beni. yok yok, değilsin değilsin.)
daha fazla ertelenmeden yapılması gereken şeyler var: 2009'un ilk yarısı sıkıntılı ikinci yarısı heyecanlıydı. 2010'un ilk kısmı rahat ve güzeldi. ikinci kısmı rahatsız ve çirkindi. 2011 boylu boyunca zordu. hırpalandım. ama doluydu. yoğundu. zorlukların üstesinden geldik. benbiz. güzel bir yıldı. 2012'nin ilk yarısında muhtemelen dağıtıyoruz. gidişat öyle. ama güzel. önümüz de bahar zaten. ikinci yarısında toparlamak umuduyla.
hayal kurmanın pragmatik (ve tatlı) yönü üzerine bir inceleme, yazan: krr:
yeni yıl girdi gireli şezlonguma uzanıp uzanıp (ya da deniz kenarlarında yürüyüp yürüyüp) tatlı tatlı hayaller kurdum. hani hayaller hep tatlı kurulmuyor, insanın hayallerinde bile öteki insanlar terslikler yapıp duruyorlar. ama yeni yılda ben hep keyifli hayaller kurdum. çünkü hayal hep aslında eksikleri tamamlasın, gerçeklerin yerini tutsun, yeni durumlar çağırsın, umutlar köpürtsün ya da planları detaylandırsın diye kurulmuyor. yani en azından liste bunlardan ibaret değil. hayal kurmak hep gerçeklikten uzaklaşmak anlamına gelmiyor. ya da hayaller her zaman gerçeklikle ilişki içinde kurulmuyorlar. bi kere (güncel nörobilim çalışmaları ortaya koyuyor ki) hayaller zihinde gerçekliğin uyardığı aynı bölgeleri uyarıyorlarmış. hayal kurarken hissettiğimiz şeyler (hume'u doğrular biçimde) gerçeklerle ilgili algıların biraz silik bir kopyası sayılabilirmiş bu anlamda. tabii hayalin böyle hissi bir gerçekliği olması biraz kaçamak havası yaratıyor. o yüzden ben daha somut bir noktaya işaret ederek bu değerli incelememi noktalayacım. hayallerde insan pratik de yapıyor: kötü şeyler yaşamanın alıştırmaları, ya da iyi şeyler yaşamanın alıştırmaları.
memleketini özlemek:
güneyli bi rüzgar estiğinde bizim oraları hatırlıyorum. denizin kenarına gidip denizi dalgalı bulursam bizim oraları hatırlıyorum. oysa orda denizin dalgalı hali çirkindir. ama genelde de dalgalıydı işte. deniz dalgalıysa bi de üzerinde güneş parlamaktaysa yine bizim oraları hatırlıyorum. havalar güneşli gittiğinde bizim oralarda ışığın ne kadar parlak olduğunu hatırlamadan edemiyorum. bir ara dağların deniz üzerinden o yükselişini bir görüp gelmem lazım sanki. belki de bütün bir bahar geçirmem lazım orda. çünkü bahar ne demek insan orda anlıyordu. insan nisan güneşi altında kediler gibi yumuşar.
kaba yanlar:
işlerim hafifledikten sonra başka işler üzerinde çalışmaya devam ettim. boşluğa düşmedim. orta şiddette eğlenceli türden (?) işlerle uğraştım. ama her işin bir teslimi var. her teslim aşırı yoğunluk demek. ve aşırı yoğunluk öf.. artık tatil gelmeli tamam. hem de boş boş durmalı türünden tatil. ama tatil tehlikeli. çünkü çalışmak insanı bir hizada tutuyor. olayları kaba yanlarından ele almayı kolaylaştırıyor. insan boş boş oturmaya başladığında nüanslara ve detaylara dalabiliyor. oysaki detaylar genelde değişken ve belirsiz. bugün öyle değerlendiriyoruz, yarın başka türlü. kaba yanlarda kalmaya devam etmek lazım. ama biraz da boş durmak lazım.
gün+=gün
##lütfen.
tekerrür:
biraz kafamı dağıtayım diye oturdum eski mektuplaşmaları karıştırmaya başladım. uzun zamandır yapmıyordum bunu çünkü. belki bikaç yıldır. ilk açtığım mektup beni şaşırtmaya yetti. yedi-sekiz yıl kadar önce bir arkadaşım bana e-mail yollamış, ben de ona cevap yazmışım: [ehöm. gereğince sansürleyerek] """... ayrıca... teşekkür ederim. oturdum x'te x diye bir x için sosyal merkez gibi birşeyler etüd ediyorum.. biriki hafta içinde teslim edilmesi gereken ödülsüz bir yarışma.. x diye bir arkadaş var katılalım diyordu.. bakıyoruz.. gevşek bir iş.. gidebilirsem yılbaşının hemen ardından kısaca bir yerlere gitmeyi düşünüyorum ben de... burda ortadan kırılmama az kaldı.. belki değişiklik.. belki biraz kitap okurum.. belki ertelediğim yazılarla uğraşırım ve belki yarışmalar için etütler yaparım.. yalnızlık ve yaratıcılık.. ama işin kötü tarafı yalnız kalmamam daha iyi olacak.. nasıl dengeleyeceğim bu ara bunları? çok çalışarak? bende işe yaramayabilir.. yaraya da bilir.. deneyeyim. ocak ayı için planlarım bunlar... x yarışmasına gayet düzgünce katılalım.. x kazanalım yani o işten...""" neyse o zaman çok çalışmaya başlamamıştım. üç yıl daha geçti, ondan sonra çok çalışmaya başladım. (bende de işe yarıyormuş.)
tanışabilir miyiz:
eski mektuplaşmalarda bulduğum herşey tekrarla ilgili değildi. mesela bazı mektuplar yazan bir adam gördüm. o hususları nası öyle ifade etmiş diye şaşırdım. nası öyle yazmış, öyle heyecanla nası anlatıyor ve anlatacak o kadar çok şey nerden çıkıyormuş? ve o konuları zihninden ne zaman geçirmiş? belli ki o adam buralardan bir yerlerden geçmiş. hala buralarda mı acaba?
irrasyonel:
bazı şeylerin önemi oransızca artıyor. diğer şeylerin önemi azalmıyor. ama o önemi oransızca artan şeyler yüzünden geri kalan her şey rengini yitiriyor. bir hocamın odasında görmüştüm sanki, never never never give up yazıyordu. tuhaf gelmiştir hep. belki amerikan tarzı tedrisatın sonucu muydu bu söz? neden bırakılmayacaktı ucu, o bana karanlık geliyor hep. neden bırakılmıyor? gerçeklere baktığımızda ucunu bırakmak için her türlü sebep oluyor. yeniden yakalamak için de her türlü sebep oluyor. zaten biz de geçerli sebeplere bakıp bırakıyoruz. sonra diğer geçerli sebeplere bakıp yeniden parmaklarımızı uzatıyoruz. bazen insana tuhaf bir güç geliyor. biri o anda never never never give up dese evet yahu diyerek onu onaylayacağız. onaylarken kafamızı sallayacağız. çünkü gücümüz var. ama genelde öyle olmuyor. içerde biri bırak bırak bırak diyor. o biri bazen sen ne kadar salaksın ve safsın da diyor. o zaman ona bi sus be diyoruz. çünkü beni çok eziyor. ama haklı. haklı ama yapacak bişey de yok. olabildiğimiz tek insanı oluyoruz. bununla da hesaplaştık yeterince.
tutarsız:
coen kardeşlerin a serious man diye bir filmi var. karşısında kalakalıp niye böyle oldu diyorsun. filmin kahramanı da öyle diyor. filim bunun üstüne zaten.
delik:
gece balkanlar üzerinden gelecek kar sabırla beklenirken bilim adamları galaksimizin merkezinde yer alan dev kara deliği fotoğraflamaya çalışıyorlar.
:
bir takım ekstrem önlemlerin ciddiyetle gözden geçirilmesi.

January 23, 2012

grotto

böyle de bir proje yaptım. anonymous.d sitesinin high-line altı yarışması için. kısa listeye alınan tam 42 projenin arasında yer almadığı için biraz canım sıkıldı. o yüzden şu an pek bişey yazasım yok. bunun çalışma paketini yapacağım yakında. güzel bir süreçti. her şey yerli yerinde.. keyifli çalıştım. proje de içime sindi. özellikle sunumla ilgili uğraştım baya.. neyse. bugün güzel bir gün sayılmaz. sonra yazayım. [imajı böyle ayı gibi koymayacaktım ama imajın aslına tıklayarak ulaşmayı zorlaştırmış blogger. şimdilik böyle dursun.]

December 23, 2011

öngörüler

0. önümüzdeki yıllarda gerçekleşen olaylara dair >>
1. deniz görünüyor. sağ dirseğini mermer bir masaya dayıyorsun. sonra denizde hareket yok. herşey sakin :: deniz :: iyi şeyler :: ışık. hayat güzel. ama orda bir yerde denizin tıpası sızdırıyormuş. sızdırıyormuş ve deniz yavaş yavaş boşalmakta. osman amca diyorsun, silikon falan bi şekilde halledelim, sızdırmasın. yapamayız diyor. her iş her ruha göre değil.
2. tarihi yarımadanın üzerine sis inmiş. sol tarafta güneş iyice alçalmış. zayıflamış. dalgakıranda bir adet karabatak kanatlarını açmış kurunmaya çalışıyor. 'sayın karabatak, kurumaz öyle' diyorsun. o güneşte kurumaz. ama dinlemiyor. sen de onu dinlemiyorsun. o da sana 'o öyle olmaz' diyor. ama dinlemiyorsun. iki kanat açmışsın. biraz güneş tutar sanıyorsun. tutmuyor.
3. tuhaf bir asma tartı var. pek çok kefesi var. her kefede başka bir öğe duruyor. hiçbiri bir diğerini tartmıyor. ama tartıp hesabını vermek zorundasın. onu onla tartıp, şu birim cinsinden sonucu deftere yazman gerekiyor. ama tartılmıyor. hepsi sadece kendi ölçüsüyle. eski notlarına bakıyorsun. eskiden defterin sade ve temizmiş, hesaplar açık ve net. şimdi öyle değil.
4. bir yokuştan sabit bir hızla kayıyorsun. sonra geçmişsin. dönemiyorsun. aklına gelmiyor. sonra durman lazım. duramıyorsun. tutunmak gerekli. tutamakların nerde olduğunu biliyorsun. ama asla zamanında göremiyorsun. tutmak mümkün değil. yoksa senin ellerin mi uzanmamış? sabit hızla kayıyorsun. duramıyorsun, tutunamıyorsun, yakalayamıyorsun. hayat seni hiç beklemiyor. ağzın açık bakıyorsun. her gün yeni bir yılgınlık.
5. bir seri dolap var. hepsinin kapağı kapatılmış. bu öğe şu rafta durmalıydı, doğrusu buydu. şu öğe ise şu dolaba kapatılmalıydı, öyle olması iyiydi, bu öğeden korkuyordun, kapağını kapattık... bir ruh odanın ortasında sakin sakin oturuyor. sonra bu kapakları tek tek açmaya başlıyorsun. bazıları boşmuş, bazılarından uzun zamandır unutulmuş öğeler çıkıyor. bazılarını açmaya korkuyorsun. sonra odayı bir kenarından tutup devirecekmişiz. tüm dolaplarda ne varsa açık kapaklardan ruha çullanıyor. yapabildiğin tek şey var, yere kapanıp zihnini korumak.
6. yemyeşil bir bayır var. yüksek otlarla kaplı. eline bir adet pişmiş yumurta alıp zarifçe bayırdan yuvarlıyorsun. onu zarifçe yuvarlıyorsun ama otların arasında taşlar varmış. hırpalanıyor. hırpalanıyor. kırılmadık yeri kalmıyor. yemyeşil bir bayırdan keyifle yuvarlandığını sanıyorsun. oysa her tarafı ezilmiş, kırılmış, dağılmak üzere. ilerlemiyor. neden ilerlemiyor diye kızanlar oluyor. ilerlesin diye taş atıyoruz. bir şeyler diyor ama duymuyoruz.
7. bir film izliyorsun. karakterler uzun uzun susup yanlara doğru bakmaktalar. filmin kurgusu ne yapılması gerektiğini izleyenlere anlatıyor. izledikçe çatlıyorsun. bu karakterler niye öyle duruyorlar, niye yapmaları gerekeni yapmıyorlar diye sıkım sıkım sıkılıyorsun. filim basit. ne yapılması gerektiği ortada. karakterler yanlara bakıp susmaya devam ediyorlar. bunların derdi ne kuzum? yanlara bakarken ne düşünmüşler?
8. yumurta biçiminde mermer bir heykel kendi ekseni etrafında çok hızlı dönerek ilerliyor. yanına gidip elini sürüyorsun. birden yana kaykılıyor. ilerlemeye devam ediyor ama hassas bir dengedeymiş. etrafa bakınıyorsun, bir gören oldu mu acaba? itip devirsem mi acaba? öbür tarafından da ittirip düzeltebilir miyim acaba? tutsam dönmese ne olur acaba? kaçsam mı acaba?
-. eskiden, gençlikte, saygıyı ve itibarı önemli görürdüm. sanıyorum önemlidir de. önemlidir herhalde evet. ama aslında hayatta sevgi, bağlılık ve güven daha önemli. zaman makinesiyle gençliğe gitsem beni nası karşılardı acaba denyo gençliğim? benle dalga geçer miydi? istihza ile bıyıkaltından güler miydi? donuk donuk bakar mıydı?
-. tamam hayat karmaşık. ama aslında sorunlar ve çözümler gayet iyi biliniyor. çözümsüz, çıkmaz, kısır ve gereksiz öğelerin ayrıştırılması da zor değil. en azından kafada. neyin hangi derde derman olmayacağı falan hep biliniyor. neler yapman gerektiğini biliyorsun. kumanda masasına oturuyorsun. uzay çağında metanet tabletle dağıtılıyor. doktor erol bey, 100 mg metanet istiyorum. gemiyi uzay çağına taşıyacağım. berberime gidip kulaklarımın sivrisini kestireceğim. o da kulağımı okşuyor ve "nası yapalım?" diyor. bu gerçekten yaşandı. şefkat berberdeyse bile alınız.
10. sekiz.
11. bu böyle gidemez. gerçekten de.

December 20, 2011

kırılması

1
"kadıköy x"

December 12, 2011

mih

1
"kadıköy x"

December 4, 2011

kış

kış:
...tamam. biraz boğazımız ağrır gibi oldu. biraz moralimiz bozulur gibi oldu. sanki yaz gitmeyip geri gelecekmiş gibi oldu. ama gitti. anladık.. vapurda dışarı oturmadan önce iki kere düşünmek, biradan rakıya kararlı geçiş ve çantada kat kat yedekler.



(yağmur bu.)


ve buncağız da kendine bir miktar toprak aramakta:

güneş:
kışın güzel yanları var. mesela güneş keyif vermeye başlıyor. şezlongunu seriyorsun. şemsiyeni yüzünü kapatacak şekilde dikkatle ayarlıyorsun. sonra tatlı tatlı uzanıyorsun. pazar sabahları anlam kazanıyor. dışarda kahvaltı yaparken gözlerini kısıp durmaktan da kurtuluyorsun. ve akşamüstü terasta yemek yiyebiliyorsun.
gece:
geceleri yağmur yağıyor. sonra saat 3-4 olunca elektirikleri kesiyorlar. kalkıp terasa çıkıyorum. tarihi yarımadanın üzerinde bulut oluyor. ışıklar parlak ve doygun oluyor. yukarıda ay oluyor. güneyde orion oluyor. bulutlar ayın önünden geçiyorlar. çay yapayım diyorum. ama kettle çalışmıyor. çakmakla arayıp kamplarda kullandığım demliği buluyorum. suyu ısıtıp çay koyuyorum. terasa oturup izliyorum. ne kadar şanslıyım. boğaza bir gemi giriyor. hava ne kadar güzel. rüzgar esiyor. sanki yazmış, geceymiş, sen tekneyle denizdeymişsin.
...
seyahat:
herkes geziyor, gezdiğini söylüyor, kanıtını koyuyor, üzerine yorum yapıyor ve diğerleri de beğeniyor, üzerine yorum yapıyor ve onlar da geziyor onlar da kanıtını koyuyor başkaları da bunu beğeniyor ve onlar da ona yorum yapıyor ve sonra onlar da geziyor. bunları görüyorum. gitmişler. tuhaf biçimde, gezdikleri yerler ilgimi çekmiyor. ama birilerini dağda bayırda şurda burda evlerinden uzak bir yerde görünce 'ben de seyahatte olsam' dediğim oluyor.
soğuk:
soğuk oldu. yorgunuz. kestane alıp sobanın önüne uzanmak ve pineklemek lazım aslında. ama soba yok. iş var. yapılmıyor. uzanmak.
üreten:
sabah (öğlen) hava düzelmiş. kahvaltımın ardından burna gidip bir türk kahvesi içtim. denizin ve güneşin görüntüsü bana bizim oraları hatırlattı. ama bir sunum hazırlamam gerektiği için kısa kesip döndüm, işe oturdum. duvar+yemek arasından sonra da şu saatlere kadar kalkmadan sunumu hazırladım. bitirdim gibi. fena olmadı. ferah.

arada kötü haberler geldi, hem memleketten hem arkadaşlardan.. içim bir tuhaf olmakla beraber yine de bir şeyler üretmiş olmanın ferahlığını.. onu yazmak istiyorum. şunu bunu üreten ve şunu bunu öğrenen bir insan olmak beni mutlu ediyor. başarılı olmaya çalışmak ise mutsuz ediyor. başarılı olmaya çalıştığında bir takım eşikler belirliyorsun. çıtalarını insanlar arasında muteber olan seviyelere koyuyorsun. her zaman bu eşiklere ulaşamıyorsun. sürekli bir gerginlik yaratıyor bu. ama sadece bişeylerin peşine düşen, öğrenen ve üreten insansan, her giriştiğin işte hedeflerini kendine, imkanlarına, keyfine ve düzeyine göre belirleyebiliyorsun. yaptığın her işten tad alıyorsun. [araştırma günlüğü'ne bu yüzden ara verdim.]
başarı beklentisi - sorun - çöküntü - koyverme - rahatlama - başarı beklentisi - sorun ...:
araştırma günlüğü'ne ara vermek üstümdeki baskıyı azaltan entegre bir hareketin parçasıydı. rahatlayınca yaptıklarıma daha olumlu bir gözle bakabilmeye başladım. sonra ytü'deki ulusal sempozyuma katıldık, iki adet bildiri ile. fena geçmedi. aldığımız tepkiler de genelde iyiydi. daha öte yayınlar yapmak üzere cesaretlendik. esasında yaptıklarımızla ilgilenen bir camia varmış, onu gördük. küçük bir camia ama orda bizim yaptıklarımız ilgi uyandırıyor. stüdyoda kendimizi paralayışlarımız aslında tümüyle karşılıksız değilmiş. sonra köprüaltı projesi için biraz maket yaptım. iyi gidiyor. ardından da doktorama oturdum. 3. bölümün içini doldururken elimdeki malzemenin gayet yeterli olduğunu farkettim. zamanında sonucu tam istediğim gibi olmadığı için bir kenara attığım çalışmaları gayet iyi belgelediğim ortaya çıktı. esaslı bir projeymiş aslında, o zaman onu nasıl anlatacağımı bilmiyormuşum, şimdi yazınca dolu dolu oldu. sonra beni asıl dertlendiren plan projesinin de yeterli düzeyde olduğunu farkettim. bu haliyle bile yazıp metni bitirebilirim. validation ve verification. bir konuyu uygun yöntemlerle çalışmak ve bu çalışmaları açık, detaylı ve anlaşılır bir anlatımla aktarmak. önemli olan bu. önemli olan araştırmanın hedeflerini yerine getirmek, projelerin spesifik hedeflerini değil. bu sonuncuları daha ziyade hipotezler gibi görmek mümkün. güzel bir doktora yazmakta olduğumu düşündüm. dolu dolu. akademik çalışmalarımla ilgili algım olumlu bir ton kazandı. dolayısıyla beklentilerim yine yükseldi. şimdi yine sorunlar çıkacak. ve canım yine sıkılacak?



(hoşgeldin güneş.)

çeklist savaşçısı:
güzel hazırlanmıştım. sanki tüm listeyi bitirebilecek gibiydim. taksim, maslak, fatih, karaköy ve tophane'yi dolaşarak bir günde tüm birikmiş işleri bitirecektim. ancak her zamanki gibi resmi evrakta takıldım kaldım. ya imzası yanlış yerde oluyor, ya yanlış ya da eksik form oluyor, ya eksik bilgi oluyor, bir şeyler oluyor. bu evrakları doğru doldurmayı beceremiyorum.
bakarak çözmek:
sanki böyle bakacağım. bakacağım. o esnada kafamda konsantre oluyorum. soruna konsantre oluyorum. tabi içimden soruna konsantre olunca dışımdan da böyle bir noktaya doğru bakıyorum. içimden soruna yoğunlaşınca bir takım fikirler geliyor ve sorunu çözüyorum. çözeceğim. ama bu gerçekleşmiyor. sorunu başka bir ışıkta aydınlatacağım. ama aydınlanmıyor. bu okul hayatımızın edindirdiği bir tavır olmalı. problem çözmek için birebir. hayatta pek işe yaramıyor. ama umutluyum. yoğunlaşacağım. başka ışık. çözüm.
sınırlı teşebbüs / bounded initiative:
insan kararlılıkla uğraşınca bir sürü zor işin altından kalkıyor. ama kararlılık ve girişim kaynaklarımız sınırlı sanki. sadece enerji meselesi değil. sanki bir inisiyatif cismi var. ondan herkeste sınırlı miktarda var. tabii zamanla yenilenen bir kaynak bu. ama belirli bir anda sınırlı. kaynaklarını iyi dağıtman lazım. bu bir ekonomi problemi.

bu aralar gecenin tuhaf saatlerinde son yıllarım gözümün önünden geçiyor. ne kadar çok girişim yazışma kırtasiye proje vesaire... kendi kendine süregiden bir sürece eklemlenmek de değil, her adımında bir kendini aşma çabası, her adımında yeni bir girişim... ve süreci yılmadan senin çekip götürmen gerekiyor... bentley'in doktora nedir konulu kitabında da 'o iş öyledir' yazıyordu.. bir daha bu ölçekte bir projeye girişemem. tükendim gibi. doktora süreci ve çalışma hayatı.. insanın kendini sürekli tekrar tekrar toparlayıp işleri kovalamaya devam etmesi lazım.

tabi bu işleri daha rahat yürütebilen ruhlar da var. ne mutlu onlara. doğallığı içinde işleri götürüyorlar. onlar da aynı işi yapıyor ve onlar da benim geçtiğim tüm adımlardan geçiyorlar. ama daha rahatlar. kendi yurtlarındalar sanki. benim gibi yabancı diyarlarda değillermiş gibi.. benim bünyem için basit bir bürokratik işlem bir meydan okuma, rutin bir yazışma kendinle girişilen bir mücadele halini alabiliyor... bünyeyi kendi haline bıraksam böyle işler yapmaz herhalde.. yapamaz çünkü. zorlanıyor. her iş her ruha göre değil. o yüzden, kendine o işi yaptırabilmen için, kendini zorlaman gerekiyor. kendini zorluyorsun zorluyorsun zorluyorsun. inişler çıkışlar artıyor... [kışın meseleleri de bunlar işte. domates ve çilek mevsimi geçti.]
köyüm:
kenti bir baştan öbür başa kateden trafik sıkışıklıkları, bir taşıttan bir diğerine aktarırken arada ayrı vasıtalar kullanmak gerektiren tuhaf aktarma noktaları (ya da aktarma bölgeleri?), en kısa yoldan gitmek yerine dolaşabildiği her noktadan uzun uzun dolaşan dolmuşvari raylı sistemler, arabayı devredecekleri için yolcuyu alamayan taksiciler (çevrilen taksicilerin tümü) ve akşam girdiğim dükkanda gördüğüm iyimserler: toplanan yardım paralarıyla depremzedelere teknik dağcılık malzemeleri göndermeye karar vermişlerdi. ucuz elyaf yorganlar ve yün çoraplar yerine pahalı uyku tulumları ve teknik spor çorapları alıyorlardı. ucuza kaçmamışlardı. köyümden çıkıp büyük kente gittiğimde bunları gördüm. beyaz adam hemcinslerine karşı çok acımasız.
[bir köylü şaşkınlığıyla gah yanlış vasıtaya bindim, gah yolumu şaşırdım, yanlış tercihler yapıp zaman kaybettim, akılsızlığımın cezasını ayaklarım çekti durdu. sonra bizim köye döndüm. bisikletime bindim. zaman yavaşladı. işler kolaylaştı. yorgunluğum geçti.]
olay:
hayatımın değişkenleri açısından oldukça olaylı bir hafta yaşandı; turşu, yoğurt, müsli ve yoğun temizlik faaliyetleri... bunun yanında kente seyahat ettim. bir yıldır ertelenen bazı işleri hallettim. bir yıldan daha uzun süredir sürünmekte olan bazı başka işler de hal yoluna girdi. memuriyet dünyasıyla üçüncü türden yakınlaşmalar yaşadım, başsız bir kemalettin beyi altederek mühim bir işimi gördüm. tüm bunlarla ilgisiz kavga gürültüler yaşandı, duygu dünyamız etkilendi. ve hepsi bir yana tez yazım kılavuzunu indirip "doktora_metin" adıyla kaydettim. tezimin bir kabasını haritaladığım anlaşılıyor. bütün bunlar olunca, serinlikte gece yürüyüşüne çıktım. kollarımı yanlara açaraktan sallana sallana artis artis yürüdüm. sırıttım.
sırt ağrısı:
nihayet tatil geldi de oturup aralıksız çalışabildim. sonra tatil bitince de aralıksız çalışmaya devam ettim. doğal bu. gerçi tatilden önce de aralıksız çalışıyordum. başka konulara.. şimdi ama öğlenden gece ortasına kadar aralıksız çalışıyorum. sırtım ağrıyor. çok uzun çalışıp pek dinlenmediğim için içim gittikçe daha fazla sıkılıyor. gittikçe elimi yüzümde daha uzun uzun dolandırıp daha sertçe nefes veriyorum. o yüzden artık bir bu işin bitmesi lazım. bitmesi için de uzun uzun çalışmam lazım.
dünyanın en güzel ense sertlikleri:
aşırı çalışmaktan zayıf düştüm, hastagibi oldum, hareketsizlikten sırtım ve ensem kasıldı, rutinden içim sıkıldı, öfleyip püflemek gibi davranışlar gözlemledim kendimde.. ama işi de bitirdim. yani iş asla bitmiyor da önemli bir eşiği geçtim. derhal aklıma yeni işler geldi. hayat insanı çekip götürüyor. yapacak bir sürü güzel şey var. ben bunlara iş diyorum. yoksa aslında eğlencesini de içinde barındırıyor.
şezlong zamanı:
tam üç gündür hava pek güzeldi. terasın güneş aldığı zaman aralığını değerlendirmek gerekiyor. kahve ve müzik eşliğinde yapılıyor bu. hava esintiliyse insan üstüne bişeyler örterek keyfini artırabilir. sonra akşamüstü ayaz yapıyor. çıkıp dolaşabilir insan. çıkıp dolaşıyor. alışverişini yapıp dönüyor. sonra.. sonra insani bir tempoda çalışmak lazım. keyifleri kaçırmadan.

köyden jurnaller:
bahçe baharlık keyfini yitirmekle beraber halen yeşil. dökülen tohumlardan marullar bitiyor, maydanozlar kestikçe farklı formasyonlarda yeniden çıkıyor ve çilekler çiçek açmaya devam ediyor. zaman zaman sulamak gerekli. yoğurt yapmayı iyicene öğrendim, turşuculuk zanaatinde de ilerliyorum. sabır-sebat. acaba baharda evimi bir takım hayvanlarla şenlendirsem mi?
bir hafta öncesine kadar stabil bir ruhum vardı:
hayır yoktu. ama şimdi daha bir.. acayip... kış paketini kapatıyorum. kış gerçekten geldi, haber bayatladı. başka türlü yazılar yazasım geliyor. akademik beni kuruttu. sadece akademik okuyup yazmaktan cümlelerim kısaldı. içim çok.. acayip..

November 24, 2011

teraslar

bir ara ytong, çatılar ve sürdürülebilirlik konulu bir yarışma açmıştı. böyle yarışma olur da ben katılmam mı? sonuçta katılamadım. yeterli zamanı ayıramadım. ama aslında başlamıştım ve bir seri fikri derlemiştim, eskizlerde duruyorlar (yaşantımda da yerlerini aldılar. o zaman daha yeni evime taşınmamıştım. taşınmalıydım. o aşamadaydım.) geleneksel mimari anlatım araçlarının dışında kalarak işi üretmek ve sunmak istemiştim (otoketsiz proje). şubat 011. şimdilik bu kadar var. bakınız:
1
1
1
1
1
1
1
1
1

November 17, 2011

bir ağacın öyküsü ve mec-köy romansı x serileri

1
[geç gelen bir açıklama:] bu fotoğraf serileri [gelincik bahçesi, durak, perde, minotor, akşam şarkıları, samiyen, harr] "mec-köy romansı" adını verdiğim bir projenin artıkları. biriki paket daha kaldı.. zamanla onları da toparlarım sanıyorum.. aslında hepsi mecidiyeköy'de çekilmiş değil.. ama mecidiyeköy'deki hinterland'ım dahilindeler.. bir ders için bir cd düzenlemesi yapmıştım, 2006 olabilir?? interaktif bir flaş arayüzü [sağda] üzerinden bu plakalara erişiliyordu. bloga flaşı embed etmenin yolunu bulunca onu da ekleyeceğim. eğlenceli zira.. şimdilik bir snapşotu dursun. mecidiyeköy'le ilgili, dolaylı biçimde şu pakette de yazdım.
1
[ayrıca bir ara da şöyle bir açıklama yazmışım:]
istanbul'u seviyorum -a.k.a mecidiyeköy:

bu fotoğraf serileri istanbul adlı çilenin en özlü biçimde süzülmüş dışavurumu olan /istanbul'un kendini bir çile olarak dışavurmak üzere yarattığı mecidiyeköy'ü bir misyoner tavrıyla yayabilmek, onun mesajını kitlelere iletebilmek üzere oluşturuldu. mecidiyeköy sizi seviyor, siz de onu seviyor musunuz? mecidiyeköy aslında istanbul'dur, mecidiyeköy'ü çok seviyorum, başka bir yerde yaşamayı düşünemem. mecidiyeköy istanbul'un göbek deliğidir, g.t deliğidir, kulak deliğidir, .m deliğidir, pipi deliğidir, yemek borusudur, burun deliğidir.

November 12, 2011

charette

stüdyoya yurtdışından misafirler gelecek birlikte bir çalışma yapalım dendi. oturuldu konular yerler işler kararlaştırıldı. yarım günlük bir şaret, bir jüri, bir ödül töreni ardından bir kokteyl olsun dendi.. ben de föyünü yapmaya oturdum (kasım 011). konu "biriktirmek" olsun dedik. istiklal'in tam girişine, boğazına tasarlasınlar dedik.

ilk başta hemen sağdaki eskizleri yaptım. büyük bir çuval ya da kap var ve işte birikenler birinin üstüne yığılmış. sonra aklıma çöp evler geldi. ondan sonra bu kap bir kavanoz olsa, içinde turşular olsa falan derken ben bunu 3D render alayım hem de biraz cycles'la oynamak için vesile olur diye düşündüm.. cycles blender'in yeni render engine'i olacak. bütün camia umutla bekliyoruz. şu anda deneme sürümleri var ama stabil olmaktan o kadar uzak ki şu renderleri alana kadar 50 kere çöktü kapandı, şurası burası çalışmıyor falan ama yine de kurcalamış oldum, cycles eski internal'la kıyaslanırsa pek şahane. neyse işte, bir seri eskiz yaptım, ilk deneme blender internal'la hızlıca.. internal'la cam türünden nesnelerin güzel renderini almayı becermek ayrı bir sanat. haddime değil. ondan sonra cycles'lı denemeler geliyor.. neyse iyi kötü 500 sample'lık bir renderi almayı becerince önce gimp'e koştum.. işte biraz vinyetlemeler, overlayler, renk ayarları, doku denemeleri derken başka bir eskiz şekillendi.. tabi ortaya çıkan durumlara göre geri blender'a döndüm. ordan tekrar gimp, sonra inkscape, biriki kere de inkscape-gimp arası gidip gelmeler ve en sağdaki alternatiflere varılmıştır. bunların karmaşıklığını daha da sağdaki harita föyüyle kıyaslayınız. o da aslında gayet iyi tabi.. ama böyle daha öğretici ve eğlenceli oldu elbet.
1
1
1
1
1
1
1
1
1