Pages

June 29, 2014

ambiguity

013 dönemi stüdyosu için hazırladığım poster idi bu.. temamız "ambiguity" olunca ben de biraz abartmışım sanıyorum... haydarpaşa-bostancı demiryolu hattında çalışacaktık... ben de aslında oldukça menderesli olan demiryolu hattını düz kabul etsem ve ona göre kadıköy ilçesi haritasını yeniden yapsam nasıl olur diye düşündüm... yani bu bir kadıköy haritası.. deniz kıyısı, bağdat caddesi, demiryolu ve minibüs caddesi akslarını içeriyor.. bir de demiyolunu kesen geçitleri ve durakları.. ve o ara bu diyagonal taramalar moda olmuştu iyice ben de ona bir karşılık vereyim istedim galiba.. bu taramalar, taşmalar ve üstüste düşmelerle ikircikli ara alanlar ortaya çıkıyor... daha sonra biraz içimi de sıktı bu poster (küçük versiyon hemen aşağıda) zira bu kadar detay bir a4'e sığmıyor gibi. o yüzden en sağa koyduğum set daha çok hoşuma gidiyor. bu posterden sonra ya bi dur dedim kendime. bi sakinleş. gerçi başaramadım o ayrı.. iki versiyon sağda yer almaktalar. bkz.

1
1
1
1

June 19, 2014

exchange!

012 güz dönemi stüdyosu posteri ve (biraz sağında) grafik seti... bütünlüklü bir dosya olsun diyerek böyle bir şeyler yapmıştım.. fields, networks, localities... hatırladığım kadarıyla, halka ve çizgi gridleri derinlik (z) boyutunda dalgalanıyor ve xy (kağıt) düzleminde ebat değişimi örüntüleri üretiyor, bunları grasshopper'da yapmıştım (bir seri varyasyon var), sonra üstüste çakıştırmadan önce hepsini blender'a atıp renderlamış olmalıyım, gerisi gimp ve inkscape... tabii suyun derinliğinde (alanda) kaçışan deniz canlılarının o tentikül ve uzuvları (linkler) bir yandan da harflerden devreler (düğümler) üretiyor ve ortaya bir seri tekil öğe ve bir network çıkıyor..

1
1
1
1

June 11, 2014

asker hakları

zorunlu askerlik esnasında yaşanan hak ihlalleri üzerine çalışan küçük bir aktivist grup bir rapor yayınlamak istiyordu ve gönüllü katkısı arıyorlardı (bkz. asker hakları). ben de o aralar nasıl olur da böyle stk'lara, kampanyalara vd. tasarım ya da elimden gelen uzmanlık desteğini verebilirim gibilerinden aranıyordum (çünkü öyle bir örnek var, bizdeki döner sermayeye tekabül eden bir üniversite ofisi, yl. öğrencileriyle birlikte stk'larla çalışıyordu, bakınız bureau of design research in sheffield, inceleyiniz, ilham verici). denk geldi, gittim ben de katıldım sürece. bir seri grafik paketi ürettim (tümü inkscape + gimp + python scripting), açıklamaları yanlarında veriyorum (sağdan doğru)... tabii aslında uzunca bir süreç oldu bu 2012 mart'ından ekim'e kadar raporla uğraşmışız. sonra da bir kaç ay daha bi parça banner'ların vd. yapımına el attım.. (sonra da yeniden doktoraya kapanmam gerekmişti zaten.) çok da ilginç bir tecrübeydi... bir tür işverenin oluyor, bir işbölümü var ve bir ortak çalışma içindesin, raporun içeriğini ve ilüstrasyonları hazırlayanlar, web sitesini uygulayanlar, içeriği düzenleyip düzeltenler, bir de tasarım ajansı var, onlar da raporun genelini tasarlayıp uyguluyor.. herkes işinden artırdığı zamanda büyük bir gayretle destek veriyor.. okulun dışına bir çıkmış oldum... bir yandan da stk'ların dünyasına şöyle kenarından bir kere daha bakmış oldum.. sonuçta bir 12 ekim günü, bir otelin bodrum katındaki konferans salonunda, raporun açıklandığı toplantıda, yaptığım grafiklerin o sıkıcı salonu bildiğin "süslediğini" görünce, bu toplantının havasını, ciddiyetini, etkisini kuvvetlendirdiğini hissedince de mükafatımı fazlasıyla almış oldum.

bir seri de (bir kısmını buraya koymadığım) logo önerileri, çalakalem banner'lar falan var süreç uzun olunca dallanıp budaklanıyor... zenginleşiyor demek lazım aslında, öyle tuzuyla biberiyle anlamlı olmaya başlıyor.. toplantısı, yazışması, insanî konular.. mesela bu toplantılar İstanbul'un en güzel manzaralı mevkîlerinde gerçekleşiyordu o da ilginç :) ... rapor kapağının zaman içinde nerdeyse asker hakkı ihlali haberlerinin ikonuna dönüşmesi gibi insana ikircikli hisler veren detaylar... başka haber'de bir çizimini görüyorsun ve kötü bir haber olduğunu biliyorsun... acil bir duyuru olunca çalakalem bir banner yapılması gerekiyordu ve banner da eğlenceli bir tasarım konusu aslında... ondan sonra, bir banner vardı, sürekli güncellemek gerekiyordu zira bu askerlikte ölen insanların bir 'sayaç'ı idi.. 2012'de şu kadar asker ölümü gibilerinden (en sağda görülebilir). dehşet verici, sürekli güncellemek gerekiyordu...
1. 
bunlar ilk denemelerim, bir adet inkscape.svg şablon var, bu şablon üzerinden bir script marifetiyle il isimleri ve haritadaki mevkiler çizgilerle bağlanıyor ve altıgenler yerlerine yerleşiyor. oraya kadar olan kısmı otomatik ve yoksa böyle bir grafikle uğraşılmaz elbet, o kadar çok kere yeniden yeniden yapılıyor ki... neyse, çizgiler yerleştikten sonrası el emeği göz nuru... (imajlara tıklanırsa ve açılan aptal imaj göstericide imaj sağ kliklenerek copy image location denerek yeni bir sayfaya link paste edilip açılırsa daha büyük versiyonları incelenebilir)
1
1
1
2.  
bunlar da 8 aylık rafinmandan sonra raporda yer alan haritalar.. üretim süreci aynı.. evet burda renkler biraz iç bayıcı görünüyor, gradyan abartılı gibi görünüyor vd. ama bunların baskıda etkisi azalıyor. baskı için tasarlamak ekran için tasarlamaktan biraz farklı... sonuçta haritalar büyük boy basıldığında hiç fena durmuyorlardı.. raporda da iyi duruyor.. nette yüksek çözünürlüklü versiyonu olmadığı için raporun linkini vermiyorum. o kadar uğraş didin insan bunları bozuk kalitede görmeye katlanamıyor..
1
1
1
3.  
bir noktadan sonra bir seri temel konuyu aktaran ikinci bir set yapmaya başladım.. raporda bir çocuk kitabı ilüstratörünün yaptığı çok sevimli ilüstrasyonlar da vardı, tabii o da dehşet verici, neyse biraz işte bu haritaların üslubuyla onun arasında bir yerde duran bir set bu da.. en baştaki grafik raporda yerini bulamadı zira en kolay anlaşılır olan malzeme makbul oluyor.. eh..
1
1
1
1
1
1
1
3b. 
e tabi bu set ilk haritalardan çok farklılaşınca acaba bunlara uyacak ikinci bir harita seti mi yapsam dedim.. biraz karaladım.. neyse bunları istemediler..
1
4. 
burda kapak için yaptığım ilüstrasyon var. kapağı raporun tasarımcısı tasarladı ben sadece ilüstrasyonu yaptım..

1
1
5. 
böyle de bir logolar önermiştim ama kabul görmedi..

1
6. 
web sitesine konan gif'in kareleri..

1
7. 
ve yine web sitesi için bazı banner'lar.. bir yanda bir takım müjdeler veriyorsun, bir yanda kötü haberler...
1

June 4, 2014

çizik

bunu aslında araş.gör. fanzinimiz için üretmiştim, taa 2013 ocak'ında... ama artık onun yayınlanma ihtimali pek yok. ve tabii bu işin içeriğiyle de bağlantılı kısmen bu yayınlanmama, yayınlamama, merdiven altına çekilme halleri... dolayısıyla artık buraya koyuyorum, zamanı geçmeden, zira gündeme dönük bir iş ve gündem hala aynı...
1
1

December 18, 2012

gündönümleri ve ekinokslar

18.12.012 yıl sonunun anlam ve önemi: 21 aralık tarihinin benim için anlamı günlerin yeniden uzamaya başlayacak olması. uzun bir kısalma dönemi bitecek ve tam da kışın en soğuk aylarına girerken bahara doğru yol almaya başlayacağız. saksılardaki son yeşillikleri yolacağım o gün. şubat sonlarına kadar, ara sıra kompostumu karıştırmak dışında, bitkilerle ilgilenmem diye düşünüyorum. gündüzlerin kısalıp mesai saatlerinin uzadıkça uzadığı bir dönemden geçmekteydik. fakat kıyamet çok iddialı bir tabir olur. evet iş çok ve ama gündüzler yeniden uzamaya başlayacak. yılın iki tane sonu vardır. biri aralık-şubat arasına yayılır. diğeri mayıs-haziran döneminde gerçekleşir. aynı şekilde yılın iki başlangıcı vardır. biri mart-nisan aralığında cereyan eder, ötekisi eylül ayı içinde.
23.12.012 müstear şahsiyet: oldum olası müstear isimleri sevmişimdir. hatta en azından ergenlik çağlarımdan beri resmi isimlerimi müstear isimler olarak kullanmaya geçtiğimi iddia edebilirim. ve tabi bu tarihleme failin insan tekine yerleşmiş özdeşliğini sorgulamaya geçişimden de öncedir. ama anlıyorum ki failin biricik bir atom olması insan ruhunun bir arzusudur. insanın kendisinden de çok onu zihinlerinde bir yere konumlandırmaya çalışan diğerlerinin arzusudur. isimlerimi ayrı ayrı kullanıyorum zira onlar farklı karakterlere aitler. ve böylesi hoşuma gidiyor. ama çevremdeki insanlar belli ki bir stres altındalar ve bu durum onlara dert oluyor. birleştirmek istiyorlar. asla kullanmadığım kombinasyonlar halinde karakterlerimi birleştirmeye çalışıyorlar. ama olmuyor. bu ihtiyacı idrak edip gönülleri olsun diye bu bütünleştirmeyi ben de denedim. olmuyor ama. içime sinmiyor. o başka, o başka. yapmayın. etmeyin. rahatsız oluyorum.
22.01.013 döngüsel değil çevrintisel zaman: kışa yakışan, kahveni yanına almak ve bir akşamüstü işbaşı yapmaktır. gündüzler ikindiye daralmıştır. ikindi vakti ev işleri, keyifli okumalar, internette dolanmalar ve yemek faaliyetlerine ayrılır. mayaların takvimini kayıt ortamına aktarmak üzere astronomi enstitüsünün geçici bir mensubu olan bir araş.gör. görevlendirilmişti. takvim yarım kaldıysa bu tümüyle anlamsızlık hissi ve sıkıntıdandı. takvim taslağını temize çekerken -daha 1900lü yıllara vardığında- yaptığı işin anlamsızlaştığını hisseden araşgör işi yarım yamalak tamamlayıp doktorasına dönmek peşindeydi. hayat basit derken söylenmek istenen budur -yoksa hayat karışıktı. kehanetler sadece bahçe-bostanla ilgili olunca ilginçleşir. binyılcı kehanetler bizim zamanımızı tarihselleştirip tarihi ise lineerleştiriyor. tarih lineerleşince herhangi bir mevkinin özgüllüğü kalmıyor. ama bostan kehanetleri öyle mi ya? uzayzamanı mini girdapların bir fraktal ayrımlar atlasına dönüştürmeyi denerler.
30.01.013 ukalalıksa ukalalık: bir karikatür gördüm. beni hayatımın en iyi en güzel noktasına koymuş. ve ama sen o noktada ne yapmaktasın diye soruyor. e di mi ya insan hayatının en güzel dönemini bulunabildiği en güzel mevkilerde, tanıştığı en müthiş insanlarla, tahayyül edebildiği en heyecanlı projelerin peşinde, gücünü yetirebildiği en esaslı işleri üretmeye çalışarak geçirmeli. hah. ben onu yapıyorum.
12.02.013 sırtın arasına giren: gece vakti görünce apartmanın girişindeki bisikletime binip gezesim geldi altı ay sonra sırtımdaki bazı kürek kemikleri arasına bir sızı yerleşmişken ve kürek kemiklerimin arasındaki sızının incelttiği bazı uykular arasında design_proxy'nin ruhunu dengeye sokacak sihirli parametreleri aramaya da serüven denmezse ki eğer az daha yaşlı olsaydım sırtımın arasına sızan bu ağrının bir adım sonrasına kalp krizi diyeler. birinci katı tırmandım. ikinci katı tırmandım. üçüncü katı tırmandım. dördüncü katı tırmandım. beşinci katı tırmandım. altıncı katı tırmandım. çünkü yapamazdım anlatabiliyor muyum, bana göre bir diğerlerine göre dört-beş aydır bozuk olan asansörü böyle bir zamanda biri onartacak idiyse o ben değildim buna ayrılacak ne akıl ne ruh kalmıştı. verebileceğim tek mücadele komşular ile aramdaki sabır savaşınla alakalıydı, çünkü bu savaş hayata yeni detay eklemiyordu. rakiplerim saygıdeğerdi. onlar da ne kadar vurdumduymaz olduklarını kanıtlamışlardı. terasa çıkınca tarihi yarımadanın ışıl ışıl olması ile ilgili de yapılabilecek bir şey yok. parapette yükselip boğazın girişini geniş geniş seyretmek mümkün. ama bunun için başka türlü bir kafa lazım. insanın sırtındaki kürek kemiklerinin arasına yerleşip uykuları incelten sızılar.. yine de sabah baharı gördüğünde şezlonga düşüyorsun. otomatik. çöplerini karıştırıp her yanını her yanına değdirip ıslatıyorsun. ve ilk kahveni koyup handiyse bir kahraman gibi programın başına oturuyorsun. sadece, bunda kahramanca hiç bir yan yok.
24.03.013 sakınmacılık dalgasının geldiği: hakikaten de ortalığı toplamak işin en hafif kısmıdır. bu prosedüre ihtiyaç da vardır zaten. her şey her geçen gün daha güç, daha incelikli, daha netameli, daha dağıtıcı, daha yüklü bir hal almaktadır. insan her şeyin en harika göründüğü bir dönemde yüklenmiş, ağır ve zorda hissediyorsa, insanın ruh gözü açılmış, hayatın büyüsü bozulmuşsa ve güzel olduğu varsayılan her şey sadece ergenin kolunu arka arkaya kestiği andaki türden bir acı verip durmaktaysa.
05.04.013 mevsim: yapılması gereken işlerin miktar ve aciliyeti çılgınlık seviyesine ulaşmışken gün boyu güneş altında ve sıklıkla şezlongunda kant'ın en sıkıcı ve saçma kitabını karıştırdığın ve gübre olduğu varsayılan pislikleri toprak olduğu varsayılan pisliklere karıştırarak oyalandığın bir mevsimmiş bahar.. tüm bu rehavete kargo beklemenin anlamsız gerginliği de hiç yoktan eklenmese şaşırıp neler oluyor bile diyebilirsin.
05.04.013 ilkbaharyaz sonbaharkış: martı gruplarının kavga gürültüleri ve hilti guruldaması yazı müjdeliyor. hemen yanımdaki çatıda bir adet martı yavrusu belirmiş bile. bostan-doktora-hilti-martıvıyırdaması. işte yaz.

November 13, 2012

sanki-dikdörtgen

(beklenen paket! yani ben epeydir bekliyorum bunu paketleyebilmeyi. zor oldu. ama oh.)
bu paketteki işler yanlış hatırlamıyorsam 2008 yılındaki bir uzun-atölyenin ürünleriydi. atölyenin adı "proje dikdörtgen" ve hakkı yırtıcı ve ilke tekin tarafından düzenlenmişti. bu paketi çok geciktirdiğim için ve bu gecikme genel olarak blogu tıkadığı için artık bir şekilde yayınlamaya karar verdim. tam toparlayamayacağım sanıyorum ama zamanla düzeltirim belki. en azından genelinde bu dikdörtgen atölyesinin derdi neydi ona bir değinmek lazımdır sanıyorum.

2008 yazı başlarında 15 günlük bir atölye seansıyla işe başladık ve kasım sonundaki bir sergi ile işleri noktalamıştık. şimdi, biz bu atölyenin içine yeni bir atölye yuvaladık, ve bu iç-atölyeciğe "sanki-dikdörtgen" adını verdik bir grup insan olarak. o grup da, ben, erdem, ilke, serap, nazlı ve onur ile başlayıp sonbaharda ben, erdem, ilke, serap ve başka bir onur bey ile nihayete ermişti. (şimdi bunları hatırladığım kadarıyla yazıyorum, sonra hataları düzeltirim farkettikçe.) ama konu orda kapanmadı, bir adet ek fanzin yaydık (horoskop), bir adet yarım blog açtık ve geçen yıl (2011) bir konferansa bu sanki-dikdörtgen sürecini konu edinen bir bildiri yazdık (Sönmez, N. O., Tekin, İ., Üngür, E., 2011. Thinking by design: design as a tool for idea development, Theory for the sake of theory, ARCHTHEO '11, 23-26 Nov 2011, İstanbul).

yanda süreçte ne gibi ürünler ortaya çıktı onu sıralayacım ama şimdiden şunu yazayım, çok katmanlı, çok ürünlü, oldukça verimli ve geniş bir zamana yayılmış ve ilginç bir iş... şimdi, ilk olarak, yazın, mimari ürünlerin işlevsel tarifleri, bağlamları, bunlara ilişkin söylemsel alan ve bu ürünlerin sunulup paylaşıldığı imgeler arasındaki bağlantılar ve bağlantısızlıklar ve genelinde mimarlığın entelektüel alanının ne gibi mekanizmalar üzerinden geliştiği üzerine uzun muhabbetler sonucunda ortaya çıkan ve teatral (ve sinir bozucu) bir sunumla ortaya konan bir ilk niyet-fanzini mevcut: "akdeniz vernaküler mimarlığının le corbusier ve team ten geleneğinde yeniden yapılandırılması" (kapağı yanda ama kendisini paketlemiyorum). ama bu sunumdan önce de aptal diye bir fanzin yaymıştık (gurur duymuyorum ama benim marifetimdir, o da iki yanda kapağının altında, ön ve arka a4, arkalı önlü basıldıktan sonra ikiye kesilip kolayca katlanabilir. ya da evirilip çevirilip bulmaca tadında okunabilir). metin çok uzadığı için bundan sonraki öğeleri yanlarında izah edeyim, sağa doğru kayalım ... tüm süreç epiy uzun ve karışık. ama yukarıda andığım bildiri için biz bu süreci analiz ettik 2-3 yıl sonra ve sağda erdem'in el emeği göz nuru bir süreç haritalaması var, tabii bizden başkası için okunaklı olmayabilir, belki sonra bildiriyi de koyarım, orda iyi kötü anlatılıyor süreç (önemli not: henüz blogger'in yeni ve saçma imaj göstericisinin etrafından dolanmayı öğrenemedim, dolayısıyla büyücek imajları anlamlı bir boyda görmek için üstüne sağ klikleyip copy image location demek, başka bir tab'e bunu kopyalamak ve enterlamak gerekiyor. blogger ben senin a.k.)
1
sürece dair bir şema (2011)
0.paketi: ilk çalışmalar

1
ilk fanzin

1
sıfırıncı fanzin
a yüzü, b yüzü
A. paketi: yıldız haritası

bu harita, "mimarlığın yıldız haritası", bir mimarlık evreni haritası. sağ kliklenip linki kopyalanıp başka bir tab'de açılırsa yeterince iri, en azından ana başlıkları okunabilir bir versiyona erişilir. internet koşullarında yine iyidir. açıklamalar için sağındaki lejanda ve daha detaylı açıklamalar için onun da sağındaki fanzinlere bakmak lazım...
1

mimarlığın yıldız haritası (2x3m)
1

haritanın lejandı (.8m civarında?)





4. bunun kapağını bulamadım, adı: "Duyrulur"
fanzin 4.
(fanzinin .pdf versiyonu)
B. paketi: çaprazlama

çaprazlama bir bilgisayar uygulamasının adı. bir seri projenin dergilerde yer alan imajlarını, metinlerini / söylemlerini ve bağlamlarını farklı hızlarla döndürerek bunların sürekli çaprazlanmasını sağlıyor. 4 adet snapshot'unu ekledim. anlatımı da yanındaki levhada.
1

"çaprazlama" (bilgisayar uygulaması)
1

"çaprazlama" nedir (1.5m civarında?)
x. sergi:

bu imajı da bildirinin sunumu için hazırlamıştık. sergide yıldız haritası var, çaprazlama var, fanzinler asılı, astronotlar var, yıldız haritasının boş ikizi ve elle haritalama için her tür malzeme var, epiy bir yer oymuştuk kendimize genel sergiden. aslında daha da abartıp gezegenlere erişecektik ama zamanımız elvermedi. idare edin.
1
proje dikdörtgen sergisi içinde sanki-dikdörtgen sergisi
ve horoskop:

sanıyorum bu 2009 yazından. yaz tatili öncesi son iş. avluda gecelere kadar bunu hazırlayıp kesip katladığımız günleri hatırlarım. bunun katlanması biraz tarif istiyor, bir yeri kesilip içe katlanıyor zira ama şimdilik böylece iki yüzünü koyacım. belki sonra bir tarifini hazırlarım. içinde iki adet horoskop var, bir beyaz yakalıya bir de genç akademike miydi? referansı richard florida.
1
horoskop fanzin
a yüzü, b yüzü

June 29, 2012

bir tatile gidememek

29.06.012 tatilin diyalektiği: herhalde hayatımda ilk defa tatili böyle hakettim. ve tatil denen şey üzerine düşünüyorum. ilk defa zihnimde tatil diye bir mefhum oluştu. kesintisiz ve uzun soluklu iş olunca tatil de oluyor. olmak durumunda. iş çok fazla yapılınca tatil husule geliyor. normal bir hayatta tatil kavramı anlamsız.

tatil insanı bulunduğu yerden uzaklaştırmalı. gündelik hayatından koparmalı. iyicene koparmalı. o yüzden tatil denince evde yatmak değil başka bir mevkie gitmek anlaşılıyor. şimdi ben de anlıyorum. büyümekte sınır yok... öyle büyüyecim ki, bir gün gelecek, kış boyu rahvan iş, yazın boylu boyunca seyahat geri gelecek. o zaman tatil yine buharlaşacak. tarihin sonu.
29.06.012 angajman: öte yandan, tatile gidilemez. zira yapılması gereken bir seri deneme ve taslak bekliyor. çünkü insanın zihnine bir iş düştü mü insan fazla soğutmadan o işe bir el atmalı, bir deneme, bir taslak bir ön çalışma yapmalı bir kenara koymalı. daha sonra bu ön çalışmalar günü geldiğinde yeniden ele alınarak iş önemine orantılı bir emek harcanarak bitirilecektir.. insanın hayatında angaje olduğu süreçler gün geçtikçe artıyor. insanlarla ilişkilerimiz, iş hayatımız, projelerimiz, heyecanlarımız. ve ne güzel bir bağsızlıktı o, insanın evden çıkıp gidiverdiği hafif zamanlar. ve beklemek zorunda kaldığın her gün seni boğardı. ama şimdi, zorla da tutan yok ama durup şunu bunu yapayım diye seyahati geciktiren sen oluyorsun.
29.06.012 ruhtaki savaş: bir takım teknik sorunlar da hiç bir zaman eksik değildir. vizeler pasaportlar yazışmalar izin formları insanı üfüre üfüre püskürtür. tatile gidecek vaka bezginliğin son aşamasında olduğu için hafif bir esinti onu çalışma koltuğuna yapışmaya itebilir. insan tatile giderken koltuğunun rahatından olma tehlikesi karşısında sarsılır. tatil midir, eziyet midir? neden herşeyin bedeli vardır? epiküryen ve çileci bu noktada gecelerce çarpışır. sırtın sol kenarına konumlanmış çileci hem durup çalışmayı hem tatil için mücadele etmeyi buyurur. epiküryen ise çalışmanın ve tatilin sadece keyfini almamız gerektiğini öne sürmektedir. tatilin kolay gidileni, çalışmanın keyiflisi makbuldür. tatile yatakta bir yastıktan ötekine usulca kaymanın rahatlığında gidilmelidir.
29.06.012 canlılar: arkada bir kedi veya bostan bırakacak olmak da tatil kurgularını tevazuya iter. bu noktada insanın arkadaşları zihinden bir telefon rehberi gibi geçiverir.
29.06.012 delik: hayattaki beklenmedik belirsizlik alanları tatili bir anda yutar. insanın uzun soluklu projeleri ya da gelir kapısıyla ya da eviyle ilgili belirsizlikler tatil planını geri dönüşsüz bir kara deliğe çeker. belirsizlik kuyusundan enformasyon sızmadığı için insan önce kuyuya inmek ve belirsizliği dağıtmak durumundadır.
1.07.012 iş-emek-tatil: tatil iş ile anlamlıdır ama genelde bunun öbür türlüsünü duyarız; iş tatil ile anlamlıdır şeklinde ve değerler sıralaması açısından anlaşılabilirdir bu. iş zorunlu ve zordur ve tatil kendiliğinden ve hafiftir. ama işlerin de farklı zorluk dereceleri vardır. misal akıp giden süreçlerin insanı başına oturttuğu rutin işler, düzenli işler, sanılanın aksine, insanın kendini başına oturttuğu esnek-zamanlı, kendinden-motivasyonlu işlerden görece kolaydır. ve mesai saati başına verimi de daha yüksek olsa gerektir. insanın kendini başına oturttuğu işler iki sebeple zordur, ilk başta bunlar genelde yoğun zihin faaliyeti, öğrenme çilesi, yaratıcılık ve karar alma sorumluluğu gerektiren işlerdir ve her oturum bir meydan okumadır. macera bir türlü bitmez. ikinci olarak, insanı zorla çalıştıran bir dışsal süreç olmaksızın, kendiliğinden-akışın kolaylığından vazgeçmek ve ruhun yapmamak için direndiği zorlu meydan okumalara girişmek deveye hendek atlatmaya benzer. ruh çalışmak istemez. bir teslim tarihi veya uzun süren mücadeleler olmadan devenin direnci kırılamaz.
1.07.012 iş-tatil dengesi: gözlemim odur ki, bazı işlere tatilin doğrudanlığı içinde kayarak girişip aynı kolaylıkla ordan ayrılmak mümkündür. geçen haftalarda gördüm ki, mesela bilgi toplama amacıyla görüşme yapmak insan yaşantısının doğrudan akışını kesintiye uğratmıyor. dolayısıyla ona iş de denmeyebilir. ama mesela o görüşmelerin dökümlerini ortaya koyup sonuçlarını işlemeye başlamak bildiğin iş. hayatta, diyorum, iş-tatil dengesi çok önemli. gündelik hayatından koparmayan bir tür tatil tarifine geçiş yaparsak, tatil sınıfına çoklarının iş olarak adlandırdığı pek çok faaliyet de katılacaktır. tekrara dayanan, zihin yormayan işler esasında tatildir. çalışma toplantılarının bir kısmı da tatildir. bünyenin kolayca ve dirençsiz katıldığı üretim süreçleri tatildir. tatil efor sarfetmemek değildir, her tatil kendine göre bedeni ve zihni yorar. onları yorar ama onları üzmez. tatil epiküryendir.
1.07.012 şezlong: şezlong, kulunuz için, bu anlamdaki tatilin simgesidir. şezlong boş durmak değildir. şezlong üzerinde ciddiyetle durulmalıdır. çalışma ortamının en görünür yerinde şezlongunda kitap okuyan çalışan, iş-tatil dengesini görselleştiren bir performans sanatçısıdır. bu performansın sümüklü izleri katılımcısı olduğum bünyenin tüm duvarlarında parlamaktadır.
1.07.012 kendi adıma: ölçüsüzce çalışmayı bırakacağım. zor ve meydan okuyucu işlerin miktarını azaltıp zaman çizelgelerini gevşeteceğim. hayatımın içinde zaten mevcut olan boş zamanı zor işlerin gergin bekleyişine kurban etmeyi keseceğim. hayatta herhangi bir büyük hedef koymuş bir insanmışım gibi davranmayı da nerden bulduysam oraya terkedip kaçıyorum.
02.07.012 üç noktadır: hani bu yıl hayatımda ilk defa tatile çıkacak olmak ilginç. bu tatilin bir seyahat olarak tariflenmesi de anlaşılır. ama kendimi seyahatten bu kadar uzak hissettiğim bir zaman da olmamıştı doğrusu. ancak yaz sonlarında görülebilecek türden bir kilitlenmişlik bir tutulmuşluk bir bitkinlik hali üzerimdedir. rutin kaçış rotalarım yerli yerinde durmakla beraber oralar bile belirsiz ışık yılları kadar uzak görünmektedir. hiçbiryere kıpırdanamamaktadır. bunun adı olsa olsa ...
02.07.012 : insan topluluklarından çıkışımın tarihi eskidir. beğeni ve hedeflerimin toplulukların beğeni ve hedeflerinden uzaklaşışının tarihi yani. her ne kadar zamansal öncelik sırası tartışmalı olsa da, erdemli bir nihilist olmak da bunu gerektirmiştir. gündelik hayatın içine yayılmış amaçsız bir tatilcilik durumu da esasında bu zihin durumuyla yakinen bağlantılı olmuştur. bünyenin temkinli bir saklanma haline geçişinde de konuyla ilgili farkındalık temel etkendi. iş hayatı tatilini, çilesi huzurunu dengeleyen bir hayat bu zemin üstüne kurulmuştu. bir kaşık sularda fırtınalar yaşamak hali kadar yaşanan fırtınaların, bırakın büyük idealler ya da insanlığın iyiliğini, kişisel ikbale bile temellenememesi de nihilist kurgu tarafından dayatılmıştı. çalkantılı bir ruh olmak ise, belki de, doğuştan geliyor. dengenin bozulmasının tek sebebi doktora değildi. ama en çok doktora yüzünden kendimi bir tür münafık gibi hissettim. inanmadığı hedefler peşinde kendini paralayanın yolunu saçma yıldızı aydınlatıyor.
04.07.012 öncelikler: epikuros'un öğüdü özetle şudur: bedensel acıdan ve ruhsal korkudan [günümüz terimlerinde kaygı diye de okunabilir] uzak kalmak [sırasıyla, aponya ve ataraksiya (sükunet >> huzur)] ve dostlar arasında bir hayat sürmek. kendisi bu amaçlar için genelde hayatın kenarına kaçan stratejiler tarifler. tabii hayatta keyfi ertelemekten ve bir miktar çileden tümüyle uzak durmak mümkün görünmez, ama epikuros'un özünde pragmatist öğüdünü kavramayan da düpedüz eşşektir. bu öğüdü insanların çoğunluğu kolayca anlayacaktır ama öğüdün pürüzsüz bir uygulaması pek gözlenmemiştir. bu muhtemelen insanın hayatta kilitlendiği durumlar ve ruh yapısıyla ilgilidir, kişinin iradesiyle değil.
04.07.012 beklentiler ve hedefler: beklentiler ve hedefler ise, içine kilitlenilen durumların aksine, büyük ölçüde irademizle kontrol edilebilir haldedir. tümüyle değil tabii. bazı beklentilerimiz kaçınılmazdır ve belki de onlara da kilitlenmişizdir. belki bu beklentiler haklıdır, gereklidir, özseldir, önceliklidir. ama beklentiler ve hedeflerin şiddetini belki de koşullarımıza göre ayarlamak mümkün olabilir. belki sartre'ın özgürlük vaazını da böyle revize etmek gerekir. özsel olarak özgür olduğumuzu savunuyordu. cezaevinde bile özgürdük, zira koşullarımızı nasıl anladığımız bize kalmıştı. beklentilerimizi ve hedeflerimizi yönetme tarzımız...
05.07.012 ...: tatile çıkıp önce şu ile sonra bu kasabaya gidicim diyorum. öyle olmazsa bisikletle memleketi ortasından katederim diyorum, o da olmazsa güney avrupa'yı dolanıyorum falan. hiç inanamıyorum. evim de güzel sonuçta. zaten en güzeli evimiz. bi yerlere gitme düşüncesiyle böyle heyecanlanan insanları gördükçe heyecanlanmaktan daha da uzaklaşıyorum. ben oraları biliyorum zaten. yani gidilmiş bi yerlerin nasıl olduğunu biliyorum. hani kıyaslarsak kadıköy semtindeki evimde sürdüğüm bu hayat sehayatin çileli haletiruhiyesinden ve evsizliğin rahatsız iğretiliğinden ve durmaksızın hizmet satın almanın tatminsiz gerginliğinden daha bir dinlendirici.
07.07.012 ...: ben ise tatile gidiyorum. ben tatildeyim. ben asla tatile gitmiyorum. benim tatilim hayatıma eridi yine. kafalarımı toparladım. tatile girdim. ve ama tatil değil. ben hiç tatile çıkamayacım. bu tek şansımdı. bunu kaçırdım. bundan sonra tatil yok. iş-keyif dengesi sağlanmış, aylağına hakkı teslim edilmiş şekilde. ve bu yıl çilesiz bir boş zaman.
11.07.012 içerdeki ludist: utiliteryen bir tavrın nasıl geliştiğini ve neye hizmet ettiğini anlıyorum ve bu anlayışın olumlu bir ton taşıdığı oluyor da yine de bir yanım utiliteryene direniyor. öbür yandan içimde insanlara faydalı iyi güzel bir birey olarak yetişmek isteyen bir çocuk var, öldürülmemekte ama süründürülmekte çünkü içimde tüm bunlara bir türlü ikna olmayan bir genç de bulunuyor. toplumda çeşitli şekillerde tariflenen başarı, güç ve kazancın peşine düşecek gibi de oluyorum bazen ama önce elin ekmek tutsun sonra hobi olarak yaşarsın diyen bu orta yaşlının hakimiyeti de uzun sürmüyor. bir tür yetişkin olarak ruhtaki çeşitli güçleri izleyip oyalamakla meşgulüm. çocukları gençleri orta yaşlıları ortaya salıyorum, oynayıp eğlendiriyorlar beni.
11.07.012 içerdeki ludik: insan, toplulukların yaygın değerlerine aklıyla inanmaz ruhuyla inanır halde yaşadıkça içinde bir ludist bir de ludik kıvılcımlanır. pek çok zaman zaten sabotajcı oyuncudan başkası değildir. işi keyfe çeviren, sorumluluk ve tatmin değil inançsızlık ve sabotajdır. parçalanan ise değerlerdir. insanı ülkülerden çok heyecanlar çeker. zira ülküler yalanlara temellenir. ve en zor işleri yapan bazı insanlara kimse saygı duymamıştır. bu yüzden çilekeş hamallar, yerleri ne kadar doldurulmaz olursa olsun, toplumun itibar merdivenlerinin dibine doğru yığınak yaparlar. toplumların inanç ve değerleriyle kendi değerlerini örtüştürebilen kişiler üretken, faydalı ve saygın olsunlar. itibar, para ve başarı kazansınlar. haklarıdır. hamallar da ellerinden geleni yapsınlar, onlara da bol şans diliyorum...
14.07.012 epikuros alanı: peki çile neden insanın içinden büsbütün sökülüp atılamamaktadır? çünkü kişinin -hayatını anlamlı bir süreç olarak tecrübe etmeye devam edebilmesi için- kendisini zorlayan girişimlere değişken dozlarda ihtiyacı vardır. seni zorlayan eşik hangi halkadaysa göz diktiğin yörünge orasıdır. yörüngen evrenin merkezine, yani yeryüzüne ne kadar yakınsa sosyal getirisi o kadar yüksek uğraşlarla avunursun. ikinci önemli etken ise yörüngede seyretme hızıdır. yeryüzüne yakın yörüngelerdeki yavaş seyirler epikuros alanını tarifler. ancak bu alanda uzun süreli yatışlar ruha karın ağrısı, donukluk ve anlamsızlık hissi katar. mutluluk için ölçülü dozlarda çile gereklidir. ancak yörüngen ne kadar değişken ve uzaksa ve seyir hızın ne kadar yüksekse, çile, yalnızlık ve sorgulama düzeyi o ölçüde artacaktır. bu çileci alana anti-epikuros diyoruz.
14.07.012 seyahat eğik düzlemi: ve nihayet uzun ağırdan almalar, yavaştan hazırlanmalar, yata yata nazlanmalar, keyifli muhabbetler eşliğinde olduğun yerin tadına varmalar, ısınma seyahatçikleri ve ucu belirsiz ertelemelerden sonra seyahat sath-ı mailine girilmiştir. bu hissin kesinliğini anlatmak zor. bir tür kadercilik içinde hazırlık temposu artırılır. uzun haftalar başarılamamış 197 kalem hazırlık bir iki günde ruha yorgunluk vermeden tamamlanır. zamanı gelmiştir zira. bu satıhta eylemsizlik kütlesi zayıflar, çeklist ve ruh arasındaki gerilim hafifler.
14.07.012 su-kara arakesiti: seyahat düzlemi sahile eğilmiştir. yurdun iç kesimleri haritadan kaybolur.

students' information center

levent ve hakan'la katıldığımız ikinci bir öğrenci yarışması. proyam 2003. konusu öğrenci enformasyon merkezi.. biz onu beşiktaş'taki metruk benzincinin yerine konumlandırdık. üretim detaylarına kadar çalışılmış ve statik hesapları yapılmış, engellilerce erişilebilir, pasif iklimlenebilir, doğal ışık kullanabilir, keyifle yaşanabilir bir proje. yani hedeflerimiz... ve hangar kısmı çeşitli etkinlikler için gridal raylara asılı hareketli panellerle istendiği gibi çalışma ve yaşama alanlarına dönüşecekti.. yol tarafında bir meydancık, deniz tarafında bir çimenlik / kamp alanı...

ve teslim telaşı olmadan zamanında yetiştirilmiş, kalp krizi yaşatmamış nadir bir tecrübedir..

bir yığın eskiz yaparaktan projeyle boğuştuğumuz bir gece adetim olduğu üzere ara verip uzandım ve uyandığımda levent kütleleri temsil eden bir takım plastik parçalarıyla projeyi oturtmuştu. kendisini şöyle biraz itip kaktım. sırıttık. 3. ödül.

(malzeme olarak da, paftaları tam koyamıyorum zira bi parça kes yapıştır vardı.. neyse ne bulduysam koyuyorum.. çizimleri detaylı incelemek için önce üstüne sol klik > çıkan imaja sağ klik > copy image location > open new tab > paste > enter. oh.)
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1
1