Pages

October 5, 2015

memleket peyzajı

bir bisiklet turumu panoramalarla kaydetmeye çalıştım.. bu baştan sona bir manzaralar turu oldu ve gölleri, ormanları, ovaları, yaylaları, dağları, dereleri, köyleri, gökleri, havaları, ışıkları ve yolda diğer ne varsa insanı bir tür manzara filmi içine alıp kendinden geçiren, durup durup onları kaydetmeye çalıştım... başka bir yerler mevcut, gidilebiliyor ve insanın zihnini tümüyle işgal ediyor... maalesef ne o ışıkları, ne manzaranın kuşatıcılığını, ne bütünlüğünü, ne heybetini, ne ışık geçişlerini, ne renk derinliğini, ne tüm detayları, ne de orada bulunulduğunda hissedileni bu şekilde kaydetmek ve aktarmak mümkün değilmiş.. manzaralar katman katman açılıyor, bir köşesi karanlık öbür tarafı aydınlık oluyor vd. bunları panorama uygulaması pek işleyemiyor. arka planlar silikleşiyor, dağların heybeti kayboluyor, renklerin derinliği yitiyor, detaylar bulanıyor... tekli fotoğraflar bu açılardan daha iyi sonuç verdi.. yine de bir denemedir. görece iyi olanları seçtim, derledim. resimlere tıklanırsa blok blok daha büyük halleri incelenebilir..

February 18, 2015

kış

14.01.015 toz bulutu: 
aslında başka bir paket dolduruyordum. 1 yıl oldu. daha doğrucu bir ifadeyle, bir yıldan 2 gün eksik. ama paket kapalı. günü gelirse açılacak. ama günü gelmedi. bu uzun kışı yazmam lazımdı. burda bir şeyler oldu. yazmam lazımdı. ama yazılmıyor. hatta öyleki, anlatılmıyor bile.
18.01.015 belirsizliği yazacaktın.: 
borcu borçla çevirmek gibi, belirsizlik belirsizlikle çevriliyor. ilk başta belirsizliği kararlarla daraltmak ve yaşamının dümeninde kaldığını düşünmek istiyorsun. ama bu yaşamın dokusuna uymuyor. hayır karar veriyorsun, sen yine bir sürü karar veriyorsun, yo hayır uyguluyorsun da, kararlarını gayet güzel uyguluyorsun. belirsizlikte hiç bir azalma olmuyor. hayır olaylar gelişiyor, bir şeyler bitiyor, bir şeyler başlıyor, haberler geliyor, haberler gidiyor ve ferahlıyorsun tamam bu çözüldü şu şöyle oldu bu buraya gidiyor ve sonra masaya oturuyorsun, belirsizliğin miktarı aynı. ama bu bitti şurda şuna karar verildi şu şu olaylar gelişti şöyle bir şeylere başladın durum bambaşka. ve herşey hala belirsiz. bu yazılmıyor.
24.01.015 ikilemi yazacaktın: 
karar veriyorsun demiştim ya. gerçekten de karar veriyorsun. ama ikilemin kararlarla ne ilgisi var? yaşıyorsun ve ikilemler senin içinde yarılıp duruyorlar. karar veriyorsun ama bir kapıyı açıp diğerini kapatamıyorsun ki. hani buna ikilem demişler ama bir karar için kapışıp içini derin derin yarıp bölen, ya da bazen sırtına ve göğsüne oturup baskı yapan, ya da mideni delip uykunu heycandan bıçakla kesen yönler ve faktörler ikiden daha fazla sayıda olabiliyorlar. ve geride kalmaları da zor oluyor bunların. zaman alıyor. çünkü yaptıkların kadar yapmadıkların, onayladıkların kadar onaylamadıkların, barıştıkların kadar barışmadıkların, kabullendiklerin kadar kabullenmediklerin, ileride gördüklerin kadar geride bıraktıkların var. hepsi yol yol ruhunu katetmeye devam etmiyor mu? gel de bunları teker teker yaz.
24.01.015 beklemeyi yazacaktın: 
uzun aralıklar oluyor. zamanı sırtından asmışlar. zaman yürüyor aslında. yani adım atıyor. atıyor ama ilerlemiyor. ilerlemediği var onun. tabii ilerlediği de var. bir yanda koştura koştura depara kalkarken başka yanda durduğu, öylece durduğu, durgun göl gibi beklediği, göldeki dalgacığın yayılması gibi nazlandığı var. kafanı omuzlarının arasına indirip hafifçe sola yatırdığın, dudaklarını ileri doğru uzatıp angutça bir ifadeyle karşıya doğru bakıp beklediğin var. diyelim ki sekiz ay bekliyorsun, bir ay koşuyorsun ve tekrar durgun gölün sfumatosuna karışıyorsun. bir tek çizgi yok. zaman orda geçmiyor. yok sen de zaten göle bakmıyorsun. zamanın koşturduğu yere kafanı çeviriyorsun. içindeki göller artıyor. içceğizin boyunca göller sakin dalgalarla yayılıyor. bu durgun gölleri gel yaz.
02.02.015 sürekliliği yazacaktın: 
tabii aslında yorgunluğu, yılgınlığı, yıkılmayı, bozulmayı, üzülmeyi, sıkılmayı falan da yazabilirdin. aslında bunları da yazacaktın ve belki de yazarsın. ama onlardan daha önemli bir şey vardı. seni gecenin bir saatinde evinden çıkarıp (ve adet yerini bulsun diye bir de sağanak yağmur altında) dükkan dükkan at yarışı bülteni aramaya zorlayan neydi? sen artık tüm bir çöküntü coğrafyasında kaybolacağını zannederken her seferinde üretken güçlerini yerine geri getiren neydi? duvarları, bulutları, dalgaları, suskunluğu ve gizemi yazacaktın ve yazmalısın. ama düşüşlerle ilgili asıl önemli ve öncelikli olan bunların geçivermeleriydi.. o tuhaf kararlılığı, o durmadan yenilenen gücü ve akıntının sürekliliğini anlatmadan bunları nasıl yazabilirdin?
02.02.015 üzüntüyü yazacaktın: 
üzüntünün şiddetini, ya da üzüntünün derinliğini, ya da üzüntünün geçiciliğini, ya da üzüntünün dönüşümlerini: nereden başlar, nasıl seyreder, nerde derinleşir, nerde açılmaya başlar ve insanı nasıl terkeder. neden gelir, neye bağlıdır, nasıl olur engellenemez ve sonra kendini nasıl toparlarsın.. üzüntü önemli konu. yazacaktın. yazamadın.
18.02.015 beyazı yazacaktın? 
kar yağmayınca bu bir sıkıntıydı. kar yağmayan yıllar bir sıkıntı değil miydi? çok sıcak, nemli ve yapış yapış yazlar kadar sıkıntılı oluyordu sıcak bir kış. olması gereken bir şeyler eksik kalıyor, bazı şeyler zamanını kaçırıyor, o zaman herşeyin zamanı olamıyordu. özetle karın yağması gereken zamanda karın yağması, baharın gelmesi gereken zamanda çiçeklerin açıp alerjiklerin bağrını yakması ve yazın gelmesi gereken zamanda ise havanın sıcak olması ve bunalmak gerekiyordu.. herşeyin zamanıydı. yazı, sonbaharı, kışı ve ilkbaharı geçirdikten sonra geriye dönüp neyin zamanı nerdeymiş, dönüp ondan sonra söylemek kolaydı. kar yağması gereken zamanı bilip o zaman yağacaktı. neyseki yağdı. güneş açtı. kar eridi. yeniden yağdı. yeniden güneş açtı. karlar yine şıpır şıpır eridi, gök gürledi ve yine lapa lapa kar yağdı. çünkü zamanıydı. ama işte bunları değil de, hayata dair bu kadar temel konuları nasıl olup da bu kadar geç öğrendiğini yaz.
28.02.015 sessizce bağırmayı yazacaktın 
hızlı, gerçekten hızlı yürüyüp ya da hatta koşarak yetişmek istediğin ama adımlarını birbiri ardına atmakta zorlandığın, sol adımının ardından sağ adımını yavaş yavaş, ite ite, miden kasıla kasıla, orada iç sıkıntısından ölecek yavaşlıkta atabildiğin, veya ayaklarının altından kayan bir zeminin kendi iradesini sana dayattığı bir takım rüyalardaki gibi.. bağırmak istediğinde gırtlağından ses sürtünmez de ses çıkmaz gibi, ciğerinin tüm gücüyle ve içinden parçalar kopararak bağırıyorsun ama sesin ne çıkıyor ne yayılıyor. bir uçurum ya da bir kuyu kenarına varıp bağırman lazım. ama yankı yapmıyor. kapıyı arkandan kapattığın gibi bağırmaya başlıyorsun ama sesi yok. her bir iç organın acıyana kadar titrese bile ses çıkmıyor. içine bağırdıklarını yazmak mümkün değil. sözü yok.
12.03.015 akışı yazacaktın 
akışı yazamazdım çünkü kışa ait değildi. gülümsemek kışa ait değildi. gülmek, kahkaha atmak, eğlenmek, keyifli olmak başka mevsimdi. karanlık, koyu, donuk, sıkıntılı ve durağan olmayanda şüpheli bir yan vardı. gözlemlenmeliydi. tetkik edilmeliydi. anlaşılmalıydı. serüvenin berrak kaygısızlığında olduğu gibi, akışın kontrollü ferahlığında da gizli bir anlaşmayı bozan bir yan vardı. esasında, yeri gelse, akışı yazmak mümkündü de, kasavet sözleşmesinin gizli maddelerini açık etmek mümkün değildi.
07.04.015 mucizevi hareketleri yazacaktın 
kışa ait olmalıydı şüphesiz. kardan bir tümsek üzerindeki bir adet kar kristali gibi. eylemin pırıltısı şüpheye yer bırakmamalıydı. ve yine açık ki yaptığımız yapmadığımız herşeyden ötürü suçlanmalıydık. suçlama bitmemeliydi. bir şekilde herşeye muktedir olunduğuna göre mucizeler de elimizin altında olabilmeliydi. bir takım mucizevi eylemler esas olarak kışa aitti. onları bu kış gören olmamıştı. onları geçen kış gören olmamıştı. onları ondan önceki kış gören olmamıştı. bu imkansız hareketleri gören olmamıştı. onları görmemiz gerekmiyordu. onları düşünmemiz gerekiyordu. onların düşünülmesi gerekiyordu. böylece güzelce suçlanabiliyorduk.
13.04.015 günter grass'ı yazacaktın 
günter grass ölmese daha iyiydi. tabii, muhakkak ölecekti. bir gün ölecekti. öleceği bir gün gelecekti. yine de o gün şimdilik gelmese daha iyiydi. bir kış bir günter grass olmadan geçebiliyor muydu? geçemiyordu. günter grass hala yazıyordu. yazsaydı daha iyiydi. yazdığı kadarıyla da ona epey borçlanmıştık. daha da borçlanabilirdik. çok fazla yazar öldü geçen bir kaç yılda. hani hiç biri ölmesindi elbet ama ya günter grass? mahlke suyun altına indiğinde ve sonra bir daha yüzeye çıkmadığında nasıl buruldunsa bu da onun gibi.
16.04.015 yüzeye çıkmayışını yazacaktın: 
suyun altına indiğinde, bu çaresizliğin tarifiydi. suyun altına o iniyordu ve sen ters dönmüş teknenin güvertesinde beklemekle yetiniyordun. suyun üstüne çıkılacaksa çıkartacak olan sen olmuyordun. sen suya bakıyordun. sana düşen buydu. serin, gri ve nemli bir gündü. hafiften yağmur yağıyordu. kafanı sağa sola çevirip etrafa baktın ve bekledin. gözlerini yukarı kaldırdın, alnın kırıştı, gözlerini kıstın ve beklemeye devam ettin. dudaklarını hafifçe ileri çıkardın, gözlerin biraz daha boş baktı sonra sağ üst köşeyi süzdün ve bekledin. yüzeye çıkmıyordu. sen de suyun altına inemezdin. kafanı geriye çevirip kumdan sete doğru baktın ve tekrar onun suların içinde kaybolduğu mevkiye. ama yüzeye çıkmadı. bunu yazamazdım. neyseki yazılmıştı.

February 7, 2015

KYNIK kapakları




KYNIK 1
KYNIK 2
KYNIK 3
KYNIK 4

2003 baharında 4 sayı yayınlanmış   zamansız bir dergi olduğuna inanılmaktadır.

[soruyorum, yazmak gibisi var mı?] 

July 29, 2014

konut kent ekosisteminde

2014 baharı, bitirme ödevi için tema, dosya ve poster.. işte kentte katman katman birbirine dolanan sistemlerin, mimarları da ilgilendiren kısımları nelerdir, aklıma ilk gelenlerin bir haritalanması.. posterin sağında tasarım sürecinin snapshot'ları var.. süreç gridinde en alt sırada nerdeyse aynı gibi duran imajlar var.. onları öyle yerleştirdim çünkü poster oturduktan sonra da rafinman aşaması geliyor, işte orda bir harf düzeliyor, burda bir çizgi bir tık kayıyor, şurda ufak bir artefakt oluyor temizlenmesi gerekiyor vd. o kısım da baya sürüyor aslında.. (aynı evrimsel algoritmalar gibi. peh.) posterin büyükçesini yana koyuyorum. ekranda tamamı görünmediği için küçük bir versiyonu da aşağıya yerleştiriyorum.

1
1
1

July 20, 2014

evolutionary collectivity 1-2-[3]

013 baharında yürüttüğümüz evolutionary collectivity atölyelerine ait grafikleri buraya paketliyorum. aslında her bir atölyenin epey bir grafik malzemesi var (vaziyet planları, bilgilendirici föyler, yürütücü föyleri, teknik notlar, masaüstü arkaplanları, lejandlar, renk setleri, sertifikalar vd.). her seti bir logo, bir header ve ortak fontlar birleştiriyor ama tam olarak da bir bütünlük yakalayabildim mi emin değilim. biraz heterojen bir set.. 3 poster ve 2 paket var, zira evo.-col. 3'ü bir sebeple iptal ettim. zaten onun posteri de çok aceleye geldi (eeen sonda) belki ondan iptal etmişimdir :p. posterleri ve süreç grafiklerini ekliyorum. (bu seferki eller mağara insanlarının elleri.)


1
1
1
1
1
1
(atölyelerin detaylı işleyiş şemaları/takvimleri, başka deyişle, gece-gündüz akışları 
[gece d_p.layout çalışıyordu, gündüz biz çalışıyorduk], solda izmir, yukarıda mardin.
başlangıcı bulursanız gerisini anlamak kolay.)
1
(gerçekleşmeyen atölyenin kadük kalan posteri.)

July 11, 2014

bulut makinası

2013 güzünde 1. sınıf stüdyosu (bulut makinası) için ürettiğim iki föy. evet sadece iki adet. zira bu föy yapma işi keyifli ve ben bundan epey sebeplendim ve başkalarına da alan bırakmak lazım gibi geliyordu... bunlar böyle sade ve renksiz oldu çünkü bir önceki dönem [ambiguity] a4'ü tıkış tıkış doldurduğum poster beni biraz geriyordu ve biraz daha sade bir noktaya geri dönsem istiyordum. ondan.. bi de bi parça mekansal bir hissi/derinliği/dokusu olan grafikler yapsam nasıl olur diye bir soru var... (soldaki gimp ve inkscape, sağdaki blender + gimp + inkscape)
1
1

June 29, 2014

ambiguity

013 dönemi stüdyosu için hazırladığım poster idi bu.. temamız "ambiguity" olunca ben de biraz abartmışım sanıyorum... haydarpaşa-bostancı demiryolu hattında çalışacaktık... ben de aslında oldukça menderesli olan demiryolu hattını düz kabul etsem ve ona göre kadıköy ilçesi haritasını yeniden yapsam nasıl olur diye düşündüm... yani bu bir kadıköy haritası.. deniz kıyısı, bağdat caddesi, demiryolu ve minibüs caddesi akslarını içeriyor.. bir de demiyolunu kesen geçitleri ve durakları.. ve o ara bu diyagonal taramalar moda olmuştu iyice ben de ona bir karşılık vereyim istedim galiba.. bu taramalar, taşmalar ve üstüste düşmelerle ikircikli ara alanlar ortaya çıkıyor... daha sonra biraz içimi de sıktı bu poster (küçük versiyon hemen aşağıda) zira bu kadar detay bir a4'e sığmıyor gibi. o yüzden en sağa koyduğum set daha çok hoşuma gidiyor. bu posterden sonra ya bi dur dedim kendime. bi sakinleş. gerçi başaramadım o ayrı.. iki versiyon sağda yer almaktalar. bkz.

1
1
1
1

June 19, 2014

exchange!

012 güz dönemi stüdyosu posteri ve (biraz sağında) grafik seti... bütünlüklü bir dosya olsun diyerek böyle bir şeyler yapmıştım.. fields, networks, localities... hatırladığım kadarıyla, halka ve çizgi gridleri derinlik (z) boyutunda dalgalanıyor ve xy (kağıt) düzleminde ebat değişimi örüntüleri üretiyor, bunları grasshopper'da yapmıştım (bir seri varyasyon var), sonra üstüste çakıştırmadan önce hepsini blender'a atıp renderlamış olmalıyım, gerisi gimp ve inkscape... tabii suyun derinliğinde (alanda) kaçışan deniz canlılarının o tentikül ve uzuvları (linkler) bir yandan da harflerden devreler (düğümler) üretiyor ve ortaya bir seri tekil öğe ve bir network çıkıyor..

1
1
1
1

June 11, 2014

asker hakları

zorunlu askerlik esnasında yaşanan hak ihlalleri üzerine çalışan küçük bir aktivist grup bir rapor yayınlamak istiyordu ve gönüllü katkısı arıyorlardı (bkz. asker hakları). ben de o aralar nasıl olur da böyle stk'lara, kampanyalara vd. tasarım ya da elimden gelen uzmanlık desteğini verebilirim gibilerinden aranıyordum (çünkü öyle bir örnek var, bizdeki döner sermayeye tekabül eden bir üniversite ofisi, yl. öğrencileriyle birlikte stk'larla çalışıyordu, bakınız bureau of design research in sheffield, inceleyiniz, ilham verici). denk geldi, gittim ben de katıldım sürece. bir seri grafik paketi ürettim (tümü inkscape + gimp + python scripting), açıklamaları yanlarında veriyorum (sağdan doğru)... tabii aslında uzunca bir süreç oldu bu 2012 mart'ından ekim'e kadar raporla uğraşmışız. sonra da bir kaç ay daha bi parça banner'ların vd. yapımına el attım.. (sonra da yeniden doktoraya kapanmam gerekmişti zaten.) çok da ilginç bir tecrübeydi... bir tür işverenin oluyor, bir işbölümü var ve bir ortak çalışma içindesin, raporun içeriğini ve ilüstrasyonları hazırlayanlar, web sitesini uygulayanlar, içeriği düzenleyip düzeltenler, bir de tasarım ajansı var, onlar da raporun genelini tasarlayıp uyguluyor.. herkes işinden artırdığı zamanda büyük bir gayretle destek veriyor.. okulun dışına bir çıkmış oldum... bir yandan da stk'ların dünyasına şöyle kenarından bir kere daha bakmış oldum.. sonuçta bir 12 ekim günü, bir otelin bodrum katındaki konferans salonunda, raporun açıklandığı toplantıda, yaptığım grafiklerin o sıkıcı salonu bildiğin "süslediğini" görünce, bu toplantının havasını, ciddiyetini, etkisini kuvvetlendirdiğini hissedince de mükafatımı fazlasıyla almış oldum.

bir seri de (bir kısmını buraya koymadığım) logo önerileri, çalakalem banner'lar falan var süreç uzun olunca dallanıp budaklanıyor... zenginleşiyor demek lazım aslında, öyle tuzuyla biberiyle anlamlı olmaya başlıyor.. toplantısı, yazışması, insanî konular.. mesela bu toplantılar İstanbul'un en güzel manzaralı mevkîlerinde gerçekleşiyordu o da ilginç :) ... rapor kapağının zaman içinde nerdeyse asker hakkı ihlali haberlerinin ikonuna dönüşmesi gibi insana ikircikli hisler veren detaylar... başka haber'de bir çizimini görüyorsun ve kötü bir haber olduğunu biliyorsun... acil bir duyuru olunca çalakalem bir banner yapılması gerekiyordu ve banner da eğlenceli bir tasarım konusu aslında... ondan sonra, bir banner vardı, sürekli güncellemek gerekiyordu zira bu askerlikte ölen insanların bir 'sayaç'ı idi.. 2012'de şu kadar asker ölümü gibilerinden (en sağda görülebilir). dehşet verici, sürekli güncellemek gerekiyordu...
1. 
bunlar ilk denemelerim, bir adet inkscape.svg şablon var, bu şablon üzerinden bir script marifetiyle il isimleri ve haritadaki mevkiler çizgilerle bağlanıyor ve altıgenler yerlerine yerleşiyor. oraya kadar olan kısmı otomatik ve yoksa böyle bir grafikle uğraşılmaz elbet, o kadar çok kere yeniden yeniden yapılıyor ki... neyse, çizgiler yerleştikten sonrası el emeği göz nuru... (imajlara tıklanırsa ve açılan aptal imaj göstericide imaj sağ kliklenerek copy image location denerek yeni bir sayfaya link paste edilip açılırsa daha büyük versiyonları incelenebilir)
1
1
1
2.  
bunlar da 8 aylık rafinmandan sonra raporda yer alan haritalar.. üretim süreci aynı.. evet burda renkler biraz iç bayıcı görünüyor, gradyan abartılı gibi görünüyor vd. ama bunların baskıda etkisi azalıyor. baskı için tasarlamak ekran için tasarlamaktan biraz farklı... sonuçta haritalar büyük boy basıldığında hiç fena durmuyorlardı.. raporda da iyi duruyor.. nette yüksek çözünürlüklü versiyonu olmadığı için raporun linkini vermiyorum. o kadar uğraş didin insan bunları bozuk kalitede görmeye katlanamıyor..
1
1
1
3.  
bir noktadan sonra bir seri temel konuyu aktaran ikinci bir set yapmaya başladım.. raporda bir çocuk kitabı ilüstratörünün yaptığı çok sevimli ilüstrasyonlar da vardı, tabii o da dehşet verici, neyse biraz işte bu haritaların üslubuyla onun arasında bir yerde duran bir set bu da.. en baştaki grafik raporda yerini bulamadı zira en kolay anlaşılır olan malzeme makbul oluyor.. eh..
1
1
1
1
1
1
1
3b. 
e tabi bu set ilk haritalardan çok farklılaşınca acaba bunlara uyacak ikinci bir harita seti mi yapsam dedim.. biraz karaladım.. neyse bunları istemediler..
1
4. 
burda kapak için yaptığım ilüstrasyon var. kapağı raporun tasarımcısı tasarladı ben sadece ilüstrasyonu yaptım..

1
1
5. 
böyle de bir logolar önermiştim ama kabul görmedi..

1
6. 
web sitesine konan gif'in kareleri..

1
7. 
ve yine web sitesi için bazı banner'lar.. bir yanda bir takım müjdeler veriyorsun, bir yanda kötü haberler...
1