Pages

September 24, 2011

yaz öyküsü


martılar,
kargalar
ve özgür ruhlar:

semtte yaz karga-martı savaşıyla açılıyor. (bkz. martılar tavuk boyundaki yavruları için nöbette -ki bu yavrular hiç susmuyor, sürekli fıyıldıyor). denizin, özgürlüğün, asaletin ve güzel pazar günlerinin simgesi olarak kurguladığım bu kuş (martı) mayıs haziran aylarında yavrulamaya karar vermesiyle gerçek yüzünü gösteriyor: çirkef, kavgacı, hain ve gürültücü bir kabadayı, mahallenin belalısı, semtte rahat huzur uyku bırakmıyor, kargalara sempati duymaya başlıyorum, ne de olsa düşmanımın düşmanı kalender kara bir kuş. o da yaşam alanı için kavga veriyor.

mrt
rokaların
öyküsü:

havanın ısınmasıyla birlikte rokalar çiçeğe kaçıyor. (bkz. ne güzel çiçekleri var). elveda salata...

her rokadan bir sap uzuyor. her sapta çiçekler açıyor. sonra fasulye benzeri kılıflarda minik tohumlar olgunlaşıyor. neyse sonra tohumları topluyorum, bu esnada bir kısmı dökülüyor, saçılıyor. toprağı yeni ekimler için karıştırıp gübreleyip saksıyı bir duvar üstüne kaldırıyorum. üç beş gün sonra saksıyı o duvardan indirdiğimde bir bakıyorum rokalar yeniden çimlenmiş ve baya gürbüzler, canlanan salata umudu... hakikaten de bu sefer roka bereketli oluyor. yaprak yaprak yiyorum.

roka
yazlık kafası:
arka terasa havlu falan asıyorum, ön terasa da iki şemsiye koyduk. kendimi yazlık bir mevkideymiş gibi hissediyorum. ve aslında bu doğru. iki adım ötede deniz var ve insanlar denize giriyorlar. ben girmiyorum. benim öyle bir merakım yok. kasaba sakin, ergenler barda sallanıyor. ben her akşam terasa taşınıyorum. günbatımlarını ve manzarayı sol yanıma alıp çalışıyorum.

ters

maydanozlar:
maydanoz ikinci yılında tohum veriyor. dolayısıyla çiçeklerini henüz göremedim. ilk ektiklerim biraz fazla sık oldu. o yüzden yeterince gelişmediler. bir de yaprak biti musallat oldu. kuruttum hepsini. tekrar ektim. güzel oldu ama şimdi.

maydanoz

komşular ve hilti:
eski komşularım gidip duruyor. yeni komşular geliyor. bir tadilat gürültüsü oluyor. a.k. hilti. ben senin a.k. insanlık suçusun. bir ülke geçimini senden sağlıyor olabilir. ama yasaklanman lazım.
çilek:
çilek dayanıklı ve bereketli bir bitki. hem güzel çiçekler açıyor, hem bol bol meyve veriyor hem de dallarını uzatıp etrafa yayılıyor.. kısa zamanda büyük bir bahçeyi kaplayabilir. yiyoruz.
cilek
sardunyaların patlayışı:
baharda ve yaz başında durmadan patlıyorlar. sonra yaz ortasında tammuz ile birlikte onlar da yeraltına iniyor. ve eylülde bir kere daha patlıyorlar. çiçeklerin müthiş bir fosforu var. bu sardunyalarla uğraşmayı özellikle seviyorum galiba. dayanıklı bir çiçek. yaprakları sürekli yenileniyor. kurumuş yaprakları kıp diye ayrılıyor. topluyorum. kompost için bekletiyorum. bir tutam sardunya yaprağı.

sard
yoğurtçuluk zanaatini bir türlü öğrenememek:
ideal ısısından biraz soğuk kalabilir. ama daha sıcak olmamalı. ağzını da kapatıyorum. ben-mari usulü genelde işliyor. fakat alttaki su fazla sıcak olursa yine olmuyor. soğuk olursa da olmayabiliyor. bazen sütü ılıttığım tencere sıcak kalmış oluyor, ısı zamanla süte geçiyor. yine olmuyor. bazen herşey tamam gibi. ama yine de olmayabiliyor. olmadıysa bir daha mayalıyorum. genelde ikinci seferde tutuyor. tutmazsa döküyorum. böyle basit bir işi bir türlü doğru bütün öğrenemediğim için moralimin bozulduğu dönemler oldu. ama yine deniyorum. oluyor. sonra yine olmuyor. sütü döküyorum. yenisini alıyorum. parametreleri değiştiriyorum. yeniden deniyorum.
domatesler de.. malesef.
ilk başta güzel ve gürbüzdüler. ama onlara gerektiği kadar güneş sağlayamadım. daha doğrusu onları güneşten sakladım. çiçek dökmesinler diye sularını kıstım, abartmışım. toprak da yetmedi belki.. özetle iyi bakamadım. bıkmadan çiçek açtılar. ama bir tanesi bile meyveye dönüşmedi. kökledim en sonunda. bi tanesini bıraktım. o da hala çiçek açıyor. ama meyve vermiyor. bu yazın hayalkırıklığı domates olsun.

domat
yürüyüş:
vakti geldiğinde yürüyüşe çıkıyorum. genelde öğleden sonra, ya da gece. galiba semtteki tüm sokaklardan geçtim. kısa ve uzun turlarım var. artık taşkışla yerine kadıköy'de dolanıyorum. ferah. eski zamanlarda yolda yürüdüğümde hayallerim kavga ediyordu. şimdi etmiyorlar. şimdi iyiler. sakiniz. kimseyle bir derdimiz yok. kendimizle olan dertlerimizi de büyütmüyoruz. ya da büyütmeyeceğiz. yaşayıp gidiyoruz işte bir güzel semtte.

semti terketmek için vapura binip tarihi yarımadayı seyretmemiz gerekiyor. dönerken de aynı zulüm yeniden. oh.
bahçecilik, kompost ve kurtçuklar
bahçecilik ilginç bir kafa. çünkü bahçe sürekli değişiyor. bitkiler bir dönüşümden diğerine yol almaktalar. arada terasa çıkıyorum, sedirimsi-pufa uzanıp onları seyrediyorum. fasulyelere bakıyorum. biber çiçeklerine bakıyorum. domateslerin her dalı başka tür yaprak veriyor gibi. tüm rokalar birbirinden farklı. marullar öyle değil mesela. hepsi aynı.

bahcemiz

tabi topraktaki besinler kısa sürede tükeniyor. gübrelemek gerekiyor. ben de yemek artıklarından kompost hazırlıyorum. bu da mikroorganizmaların uygun ortamı bulmalarına bağlı olan bir süreç. komposta ne katılacağı da önemli. ilk denememden öğrendiklerim sayesinde ikinci sefer şahane bir karışım tutturdum. ama bu sefer de dibinde su birikmişti. öyle olunca koku yapıyor. yeterince hava da alamadığı için tepkime rayına girmiyor ve etrafa sinekler doluşuyor. izin verdim ben de sineklere. sonra komposttan sesler gelmeye başladı. kompost ağzına kadar kurtçuk doldu. baya hararetle yediler besin namına ne varsa. sonra bir sabah böyle izler buldum.

kurt
aslında kompost hala kurtçuk doluydu. ama bir kısmı gitmişti. nereye gittiklerini bulamadım. kuşlar, karıncalar ve süleymancıklar ziyafet çekmiş diye düşündüm. bir hafta kadar sonra onları buldum. terastaki tüm kuytulara yığılmışlardı. bir kısmı pupa olmuştu. bravo valla. şaşırdım. hepsini toplayıp bir torbaya koydum ve sinek cennetine gönderdim. çöpe yani. bugün orda burda kalan bikaç pupa sinek olmuş. sersem sersem ortalıkta dolanan 3-5 sinek var evde. niyeyse sempatik geldi bu durum. sonuçta onlar da bu evin mahsulleri.
çiçek açan marullar:
demek ki işte o da aslında bir çiçekmiş. havalar ısındığında marul uzamaya başlıyor. sonra bir yumru oluşturuyor. sonra o yumrudan bir sap uzuyor. sap dallanıyor. her dalın ucunda bir tomurcuk oluşuyor. tomurcuk sarı bir çiçek açıyor. ama bu çiçek çok kısa bir süre açık kalıyor. belki 3-5 dakika. her nasılsa o kadarcık zamanda arı benzeri küçük bir böcek çiçekleri bulup şöyle kendinden geçerek hepsiyle hemhal oluveriyor. yani onun ortada olması şart mı bilmiyorum. ama gelip çiçekleri buluyor işte. sonra çiçek kapanıyor ve bir yumru kalıyor. bir süre sonra yumru sararıyor ve bir süre sonra yeniden açıyor. bu sefer içinden bir tüy topağı çıkıyor. her tüy bir küçük tohuma bağlı. rüzgar esecek ve tohumlar dağılacak. ama tohumlar dağılmadan çiçekleri topluyorum. üfleyerek ayıklıyorum.

eğer marul zamanında ışığı bulamazsa hemen uzamaya başlıyor. zayıflıyor. çimlenir çimlenmez ışığa koymak gerekiyor. bu diğer bitkiler için de geçerli. derhal ışığa doğru uzamaya başlıyorlar. tabii bir de zararlılar var, siyah yaprak bitçikleri efenim kelebek kurtçukları, bunları zamanında farkedip önlem almak gerekiyor. gerçi ben bunları farkettim. ama önlem almadım. öyle takıldılar. sonra kayboldular.

marol

fasulye hasadı:
fasulyenin güzel sarı çiçekleri var. önce çiçekler açıyor. sonra çiçekleri itekleyerek fasulyeler beliriyor.

mahsul tencereyi doldurmayınca bir nevi türlü icat edip fasulyeleri içine atıyorum.

fassike
biberin öyküsü:
biber güzel bir bitki. beyaz güzel çiçekleri var. yaprakları yeşilin farklı tonlarında. bir sürü tomurcuk verince bir sürü biber çıkacak sanıyorum. ama sonra bir tek biber çıkıyor. uzun uzun bakıyorum bekliyorum bir tane daha biber çıkıversin diye. ama çıkmıyor. tomurcuklar bir bir dökülüyor. toprağım bereketsiz. neyse bu haliyle bile biber ihtiyacımı karşılıyorum. ara sıra bir adet biber.

bib

turşuculuğumuz acıcılığımız:
turşu kurmanın güzel yanı, kolay olması. sadece tuz oranını tutturmak gerekiyor. bir litre kaynamış soğumuş suya silme 5 çorba kaşığı. sonra afiyetle yeniyor.

turs
geçen yaz:

dün kışlık masamı yeniden kurdum. bilgisayarımı yerine yerleştirdim.

eh..
bir yaz daha bitti.
güzeldi.

bu yaz ne yaptınız?
ben evde oturdum.
ve çalıştım.
bazen de çalışamadım.
arkadaşlar geldiler gittiler. onlarla da çalıştık.

arada bi bardak rakı koydum. terasta manzaraya karşı içtim. arada arkadaşlar gelince de içtiğimiz oldu. onlarla daha bir bol içtik tabii.

evde başka canlılar da vardı. küçük bir ekosistem oluşturduk. tepesinde sivrisineklerin yer aldığı bir besin piramidi.. sıram gelince ben de marullardan maydanozlardan çileklerden rokalardan ve fasulyelerden yedim. yanında da, n'apayım, yarım ton kadar balık..

4 comments:

laparoskopik apandektomi ve kolesistektomi said...

ne güzel yazmış yau :)
turşu da leziz bu arada (lakin daha ekşi seviyorum galiba ben doğruya doğru..)

krr said...

afiyet olsun bi dahaki sefere bi kavanoz da ekşisinden yaparım, içine nohut atınca ekşi olurmuş...

wanderer said...

turşuyu beğendim ben pek:) ben de yapcam (bir taşınabilirsem!)

krr said...

bu arada turşuyu bitirdim bile. kendim de beğendim doğrusu.