Pages

June 12, 2011

troya maceramız

troya müzesi tek kademeli ulusal mimari proje yarışması maceramızın bir tür foto jurnalini yapmaya karar verdim. biraz tematik gibi, biraz kronolojik gibi.. sonuçla da ilgili bir miktar malzeme ekliyorum.
ilginç bir süreç yaşadık. ama çeşitli sorunlar sebebiyle teslim etmeyi bile bir başarı olarak gördük. nihai projeyi bir başarı olarak görmek mümkün değil. ama yaklaşımımız iyiydi ve plan ve yerleşim kararları yerli yerindeydi. proje de ilginç bir noktaya gidiyordu gerçekten. ama süreci iyi yönlendiremedik. zamanımız bitti. sonuçta bir teslim çılgınlığı içinde elde ne vardıysa prematüre biçimde çizip modelleyip teslim etmek durumunda kaldık. paftalarda acı verici bir hamlık, hatta yer yer pek fena hatalar var. neyse canım.. bi dahaki sefere :]

tabi bir dahaki sefere ama.. üşenmeden bir değerlendirme de yapmak lazım.. peki, bahar 2011, troya müzesi, burcu, onur, erdem, sinem ve ben (ve başta tansel, yardım eden tüm arkadaşlar).
1. bulut aşaması:
bir gradyan fikri var, bir biçimsiz fikri var, bulutlar var. bir şekilde girişmek lazım.

b3
b3
b2


2. silahları kuşanmak:
bilgileri derlemek. şartnameyi, araziyi ve programı çalışmak. zihne bir miktar başlangıç fikri eker ekmez de suç mahalline gitmek. gezi boyunca görülenlerden ziyadesiyle etkilenmek. arayan insan aradığını her yerde görmek.

arazikesit

arz

3. gofret ve püskevit aşaması:
ana fikirler ortaya çıkmaya başlıyor. fikirler biçimleriyle birlikte oluşuyor. malzeme ve işleyişte çevreci bir tavır almak ve arazinin doğal eğimini kullanan, engellileri ve yaşlıları gözeten tek katlı basamaksız bir bina tasarlamak fikirlerinde anlaşıyoruz. çeşit çeşit ek fikirler uçuşuyor. hem yapım sisteminde hem mekansal oluşumda kapalıdan açığa doğru gradyanlar, betonsuz sistemler, toprak yığınlarını taşıyıcı ve bölücü olarak kullanmak, doğal aydınlatma ve havalandırma, toprağa bir parça gömülme, schlieman'ın yarığı, katmanlaşma, kazı alanının biçimlenmesi, koruganlar (ve şimdi aklıma gelmeyen kimbilir daha neler..) hepsini kapsayacak kuvvetli bir ifade arıyoruz. bu projeyi nasıl sunarız? [bir kaç çalışma toplantısının
ardından ilginç bir kesit çıkıyor. bu kesiti kaybetmesek iyiymiş. bu kesit kuvvetli sonuç verecekti. ama proje şekillenirken kesitin havasını kaybettik.]

gof1 gof2 gıf3 gof4 g5 g6 kes

4. kilim aşaması:
sonra kedi kilime atılıyor. güçlü bir imge [aslında, şimdi düşünüyorum da, keşke bu fikirde kalsaydık. bu da iyi sonuç verecekti. ama bıraktık. solucan'a geçtik.]

kilim1kilim2


k5
k6

5. solucan aşaması:

programı arsaya yerleştirmeye girişiyoruz, müze kütlesini lineer çözecek gibiyiz, müze ve depo alanları programın 2/3üne yaklaşıyor. kilimden çıkıp belirsiz bir yere ilerliyoruz. [belki bu fikirde durmalıyız. evet galiba öyleymiş. ama durmuyoruz.]


d1

d2

d3
6.
plansızlık aşaması:

proje şekillendikçe yavaşlıyoruz. şu aşamada çok da gerekli olmayan bir arayışla betonsuz detayların ve hafif çatıların nasıl çözüleceğine odaklanıyorum, öbür tarafta plan bir türlü şekillenmiyor. makina mühendisimiz ise heyecanını yitirmiş gibi. biz de müze ve depoyu konvansiyonel beton+çelik bir sistemle çözüp yapay yollarla havalandırmaya karar veriyoruz. geri kalan mekanları iç-dış ilişkileri kuvvetli bol avlulu ve araziye dağılan betonsuz sistemler olarak üreteceğiz. kuzeyden güneye ve doğudan batıya bir sistemler gradyanı ortaya çıkıyor. ama mekan ölçeğinde iç-dış gradyanı fikrini çalışmak için artık vakit yok. hazin. ama çukur+toprak yığını biçimlenmelerinden yana hala umutluyum. topraklı sistemlere de o yüzden odaklanıyorum. ama bir inandırıcılık sorunu var.
plan için ilk taslak bile ortaya çıkamıyor. çaresiz, 5x2 el ile planın şurasına burasına girişiyoruz, fena halde çok dilli bir plan üretmeye başlıyoruz. vaktimiz de kalmamış, direk 1/200 çizmeye geçiyoruz. sonun başlangıcı.

l1ilkmod
s13
s1

s57. kriz aşaması:
projeyi belli bir noktaya getiriyoruz. solucanı şekillendirmek için alternatifler deniyoruz. dağılan mekanların daha haftalarca yoğrulması lazım. planda ciddi eksikler var. bu proje olmuyor. inşaat mühendisimiz hakan'la konuşuyoruz. topraklı sistemleri nasıl çözeceğimize karar veriyoruz. öf. kuşa dönüp anlamsızlaşıyor. hakan'la konuşurken kendimi tembel çocuk gibi hissediyorum. sanki hiçbişey yok daha ortada. kararlar iyi işlenememiş, planlar yok, ilginç fikirler büyük ölçüde kuşa dönmüş. bir de ekip krizi yaşıyoruz. baştan sona yatay bir ekip olarak çalışmayı hedefliyorduk. tam olarak yatay olunup olunamadığı belli değil. mevcut yatayımsılığın iyi işleyip işlemediği de tartışılır. sonuçta bir akşam hep beraber oturuyoruz. projeyi olduğu haliyle bitirip gönderme kararlılığımızı ifade ediyoruz. kampa giriyoruz. süreç son dakikaya kadar devam ediyor. paftaları ankara'da tamamlıyoruz. 3 dakika kala teslim ediyoruz. hava çok güzel. içmeye gidiyoruz.

s5 s3

s2 s4

s7 s11
s10 s12

8. teslim:
(bu son halini de uzun uzadıya anlatmak istiyorum bir yandan ama istemiyorum da bir yandan. işte şeması olan bazı ana kararlar aşağıda. raporumuz elimde yok sanıyorum. aslında derdini ifade eden özlü bir metindi. bulursam onu koyacağım buraya. işte neyse, sonuçta böyle bir proje çıktı.)


> farklı kotlara yayılan basamaksız bina:
i1
> arsadan toprak taşımamak, toprağı binada kullanmak:
i6
>müze ve depo için konvansiyonel yapım sistemleri:
i8

> iki baskın kütlenin sınırladığı avlulaşmış orta alanda zeytinliğe doğru açılan, iç-dış ilişkileri kuvvetli günübirlik alanlar:
i3

> müze kütlesinin genişleme olanağı:i6

> araziye yatan lineer müze:
i1
> doğal havalandırma ve aydınlatma için derin yapı yerine güneye yönelen dar kütleler:
i7
>geçirgen yapılaşma:
i4



pl1


p2






k1
r1

r2
r3





r4
r5
r6
r6r7

3 comments:

wanderer said...

hmm...süreçte biraz fazla fikir kaybetmişiz gibi. bir dahaki seferlerde fikirleri daha az harcamak da iyi olabilir. sanırım bu defaki biraz daha ileri götürüp değerlendirme taktiği biraz daha iyi olacak.
paftaların hamlığı, pıff, evet acı verici biraz..

kenar said...

eh.
tabi sonuçta..
önemli olan fikirler değil.
o fikirleri alıp ürüne gitmek.
o fikre uygun bir ürüne gitmek.
bir bakışla, biz bu fikirleri alıp anca bu ürüne gidebildik.

wanderer said...

fikirlerin de ürün kadar önemli olduğu bir dünyaya içmek istiyorum:) eleştirilerinizi bekliyoruz hala efenim. hani diyordun ya bir şeyler yazıyorum diye, diyordun di mi? benim mi kafam uçtu yoksa iyice:)